Yazar arşivi Prof. Dr. Mustafa SAYGIN

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

TÜSAD Pandemi Kısıtlamaları Bilgilendirmesi

Dışarıda buluşmak yasak diye misafirliklerin artması bulaş riskini yükseltir!

 

Son yapılan düzenleme ile hafta içi günler 21’den sonra ve Cuma akşam 21.00 ile Pazartesi sabah 05.00 arası sokağa çıkmak yasaklandı. Yani sokağa, sadece hafta içi günler 05.00-21.00 saatleri arası çıkmak serbest olacak. Bu değişiklikler sonrası vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken bazı temel noktaları belirtmek istiyoruz.

Kış mevsiminin başladığı bu aylarda hava sıcaklıkları da düşmeye başladı. Özellikle vatandaşlarımızı soğuk hava konusunda uyarmak istiyoruz. Unutulmamalıdır ki, soğuk havanın bir etkisi de vücut direncini düşürmesi. Bu nedenle sonbahar ve kış aylarında zatürree görülme sıklığı artıyor. Grip ve nezleye yol açan mikroplar da soğuk havalarda daha kolay yayılır ve insandan insana bulaşırlar. Bu yüzden dışarı çıkarken önlemlerimizi almalı, kendimizi sıcak ve korunaklı tutacak kıyafetlerle dışarı çıkmalıyız.

Ama asıl unutulmaması gereken nokta,  bu tür hastalıkların insandan insana bulaşmasının ve hasta olmamıza yol açmasının temel nedenlerinden birisi, soğuk hava değil, yaşadığımız evi, çalıştığımız iş yerini iyi havalandırmamaktır.  Havalandırılmayan ortamlarda bulunan ve hızlıca çoğalan mantarlar, bakteriler ve virüsler sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir. Evde daha çok zaman geçireceğimiz bu günlerde evlerdeki havayı sürekli olan yenilemek, havanın tazelenmesini sağlayarak nem oranını da düşürür. Odalar her gün, birkaç  kez en az 30 dakika havalandırılmalıdır. Bu önlemler Coronavirus de dahil olmak üzere virüslerin evde barınmasına daha fazla engel olacaktır.

Pandemi döneminde önemli konulardan birisi de bağışıklık sistemini güçlü tutmak. Bağışıklık sistemimiz ne kadar kuvvetli olursa virüs ve bakterilerle vücudumuzdan o kadar uzak durur ve enfeksiyon durumunda ise hastalığın beklenenden daha hafif geçmesini sağlayabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için, düzenli uyku ve beslenme şart. Günde ortalama 7-9 saat uyumaya ve uyku düzeninizi bozmamaya özen göstermeli, alkol tüketmek, geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitesini olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Gıda seçimi olarak; hazır gıdalardan, gazlı içeceklerden bu süreçte mümkün ise uzak durulması, meyve-sebze gibi vitamin, mineral içeriği yüksek, antioksidan özelliği de olan besinlerin ihmal edilmemesi önemlidir. Bağışıklık sistemini güçlü kılabilecek, bağırsak floramızı güçlendirecek doğal yoğurt, ayran, kefir gibi probiyotiklere de sofralarımızda daha fazla yer verebiliriz. Bol su içmek, kilo almamaya dikkat etmek diğer önemli öneriler olarak sıralandırılabilir. Düzenli fiziksel aktivite hem bağışıklık sistemini güçlendirecek hem de uyku kalitesini geliştirecektir. Bu nedenle evde ve dışarı çıkmanın serbest olduğu saatlerde hafif egzersizler ile vücudumuzu dinç tutabiliriz.

Evimizde olası bir koronavirüs tehlikesini önlemek için almamız gereken bazı önlemler bulunmaktadır. İhtiyaçlar doğrultusunda dışarı çıkıldığı durumlarda eve her dönüşte dezenfekte olunması bu kuralların başında gelmektedir. Dışarıda giyilen kıyafetler eve gelindiğinde çamaşır makinasında yıkanmalıdır. Evde ortak kullanılan kapı kolları, tuvalet gibi yerler günde bir kez dezenfektan kullanılarak silinmelidir.  Dışarıdan gelen kargo ve siparişler balkon gibi açık alanlarda açılmalı, ambalajı dışarıda bırakılmalı ve paket teması sonrası eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.

Son yasaklar, evlerde insanların topluluk şeklinde insanların bir araya geleceği etkinliklerin yapılmasını da kapsamaktadır. Son günlerde ne yazık ki dışarıda buluşamayan ailelerin evlerde çok sık bir araya geldikleri ve birbirlerine virüsü bulaştırdıklarına şahit olmaktayız. Pandeminin en zor günlerini, hasta sayısının en yüksek olduğu zamanları yaşarken en yakınımız dahil herkesin enfeksiyon taşıma ihtimali olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden çok zorunlu değil ise, yaşadığınız eve misafir kabul etmeyin, başkalarının evine ziyarete gitmeyin. Ev dışına işi gereği veya başka nedenler ile çıkan kişilerin evde diğer aile fertlerine karşı sosyal mesafeyi koruması, evde kullanılan ortak alanlara dikkat edilmesi, gerekli durumlarda maske veya eldiven kullanılması bulaş riskini aza indirgeyecektir.  “Hayatın eve sığabileceğini” unutmamalı, geçirdiğimiz bu zor günleri bir an önce geride bırakmak için “maske-mesafe-hijyen” kurallarına mutlaka uymalıyız.

Hepinize sağlıklı günler dileriz.

 

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD)

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Raporu

BAĞIŞIKLIK, BESLENME
ve
YAŞAM TARZI RAPORU

 

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Gıda ve Beslenme Çalışma Grubunun katkıları ile toplumun sağlık ve beslenme konuları hakkında en doğru ve bilimsel bilgiye ulaşması konusunda faaliyetlerini yürütmektedir. Bu bağlamda, bu Çalışma Grubu, global bir pandemi olan COVID-19 nedeniyle daha da önem kazanan bağışıklık sistemi, beslenme ve yaşam tarzı arasındaki ilişkiyi bilimsel veriler ışığında, toplumu bilgilendirmek amacıyla, “BAĞIŞIKLIK, BESLENME ve YAŞAM TARZI RAPORU”nu, konun uzmanlarının katkıları ile kaleme almıştır.

Raporda, bağışıklık sistemine genel bakış, makro ve mikro besin maddelerinin bağışıklık sistemi üzerine etkileri, fitokimyasallar, prebiyotik ve probiyotikler ile bağışıklık arasındaki ilişkiler, beslenme modelleri, alkol ve tütün kullanımı, uyku, egzersiz, psikolojik stres ve çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi ile bağlantıları konuları bilimsel bir çerçevede detaylı olarak derlenmiştir.

Dengeli beslenme, vücudun gereksinimlerini karşılayan besin maddelerinin uygun oranlarda alımı olarak tanımlanabilir. Tek Tıp Konsepti çerçevesinde, düzenli fiziksel aktivite ile birlikte yeterli ve dengeli besin madde tüketimi sağlığımızın korunması açısından vazgeçilmezdir.

Dengeli ve yeterli beslenme, enfeksiyonlara ve kronik hastalıklara karşı, etkili ve uygun şekilde dengelenmiş bir bağışıklık tepkisinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Yeterli ve dengeli beslenmeye bağlı olarak, bağışıklık sistemi hücrelerinin gelişimi, devamlılığı, optimal işleyişi değişmektedir. Dolayısıyla yetersiz beslenme bağışıklığın azalmasına, hastalığa yatkınlığın artmasına, fiziksel ve zihinsel gelişimin aksamasına yol açabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için ihtiyaç duyulan enerji, öncelikli olarak diyetten sağlanırken, diyet kaynakları yetersiz kaldığında ise vücut depoları gibi endojen kaynaklar da kullanılabilmektedir.

Protein-enerji malnütrisyonu, yangısal hücrelerin faaliyetlerini arttırarak bağışıklığın yetersiz bir hale gelmesine neden olabilir. Yeterli ve kaliteli protein tüketimi antioksidan savunma sistemi ve bağışıklık üzerine yararlı etkiler gösterebilmektedir. Yapılan çalışmalar yalnızca toplam protein alımının değil, diyetteki spesifik amino asitlerin (glutamin, glutamat, arginin, metiyonin, sistein ve treonin gibi) bağışıklığı optimize etmek için gerekli olduğunu ortaya koymuşlardır.

Vitaminler ve mineraller gibi temel mikro besinler de, bağışıklık sistemimizin işlevsel bütünlüğü ve duyarlılığı için önemli bir rol oynar. Vitamin A, piridoksin, kobalamin, folat, C, D ve E gibi vitaminler ile Zn, Cu, Se ve Fe gibi mineraller bağışıklık sistemini desteklemek için çok önemli fonksiyonlara sahiptirler. Bu nedenle mikro besinlerin takviyesi, bağışıklığı artırarak vücudun doğal savunma sistemini destekleyebilir ve gizli açlık durumunu ortadan kaldırabilir.

Beslenme durumu ve besin tüketim şekilleri (aldığı besinler, besin ögeleri ve besleyici olmayan biyoaktif bileşenler), sinir ve endokrin sistem gibi diğer fizyolojik sistemler ile doku onarımı, metabolizmanın düzenlenmesi, termoregülasyon, uyku, vücudun genel yorgunluğu ve ruh sağlığı gibi süreçleri de etkileyerek kronik hastalıklara
yakalanma riski üzerinde de etkili olmaktadır.

Bağışıklık sistemi hücreleri ve mediatörler protein, yağ ve karbonhidrat yapısında olup, vitamin ve mineraller aracılığı ile etkinlik gösterirler. Yetersiz beslenmenin yanı sıra aşırı gıda tüketimi sonucunda artan vücut yağ içeriği de sistemik yangısal reaksiyonların şiddetini arttırarak bağışıklık sisteminin zayıf hale gelmesine neden olabilir. Sonuç olarak yetersiz beslenme immun sistemin baskılanmasına neden olarak enfeksiyonlara karşı duyarlılığı arttırırken, aşırı beslenme ve obezite ise yangısal hastalıklara karşı duyarlılığı tetikleyebilmektedir.

Gelişmiş ülkeler dâhil tüm dünyada, yaşam tarzıyla ilgili hastalıklar ciddi bir sorun haline gelmiştir. Epidemiyolojik ve klinik çalışmalar, diyetin yaşam tarzıyla ilgili hastalıklara duyarlılığı etkileyen ana faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Yaşam tarzı ve bununla ilişkili olarak beslenme alışkanlıkları bağışıklığın oluşması ve devamlılığında önemlidir.
Günümüzde bazı besin ögelerinin alımı ile hastalık risklerinin azaltılmasına yönelik beslenme modelleri geliştirilmektedir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri-2030 ilkeleri doğrultusunda, sağlıklı yaşam için, besinlerin üretim- tüketim stratejileri ve uygulanacak diyet çeşitliliğinin belirlenmesine ilişkin çalışmalar yapılmaktadır.

TÜBA rehberini okumak  ve indirmek için tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Koronavirüs Güncel Rehber_25 Kasım 2020

SAĞLIK ÇALIŞANLARI HARİCİNDE KALAN TEMASLI TAKİBİ

Kesin veya olası COVID-19 enfeksiyonu olan bir kişi ile damlacık enfeksiyonuna yönelik korunma önlemleri alınmadan yakın temas etmiş olan kişiler, son temaslarından sonraki 14 gün boyunca; COVID-19 semptomları açısından telefon ile sorgulanarak izlenmeli, gerekir ise ev ziyareti yapılmalıdır.

Temaslı takibi İl/İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından organize edilmeli ve aile hekimleri ile birlikte yürütülmelidir.
Temaslı değerlendirilmesi yapılırken, COVID-19 vakasının PCR testi alınmasından veya semptom başlangıcından önceki 48 saatlik süre içindeki temaslıları değerlendirmeye alınır.

Kesin COVID-19 tanısı alan kişilerin, enfeksiyon tablosunun PCR test sonucunun pozitif çıktığı tarihten itibaren eden 3 ay içerisinde başka bir COVID-19 vakası ile temasının olması durumu, riskli temas olarak değerlendirilmez ve temaslı takibi yapılmaz. Bu kişilerin 3 aydan sonra gerçekleşen COVID-19 vakası ile temasları değerlendirmeye alınır.

Bilinen bir immün süpresif hastalık tablosu olan veya immünsüpresif ilaç kullanan kişiler bu kapsamda değerlendirilmez ve süreye bakılmaksızın COVID-19 vakası ile temas durumu değerlendirmeye alınır.

Kesin COVID-19 tanısı alan kişiler, enfeksiyon tablosunun iyileşmesini takip eden 3 aydan (90 gün) sonra ikinci kez yeni bir COVID-19 tanısı (reinfeksiyon) alabilir ve sisteme kayıt edilebilir. Reinfeksiyon tanısı konan kişilerden PCR ve ELİSA çalışmak üzere solunum yolu numunesi (mutasyon ve sekanslama açısından çalışılmaya uygun örnek taşıyabilen VTM ile) ve kan örneği alınır (serumu ayrılarak) Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne gönderilir.

Güncel rehberi okumak ve indirmek için tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Korona Virüste Bulaşma Yolları ve Önlemler

I. ÜÇ COVİD-19 SALGIN ANALİZİ: NE OLDU, NASIL ÖNLENİRDİ?
1.OFİS, 2. RESTORAN ve 3. OTOBÜS ÖRNEKLERİ
&
II. KORONAVİRÜS HAVADAN NASIL BULAŞIR?
4. ODA, 5. BAR ve 6. OKUL ÖRNEKLERİ

 

Korona virüsün bulaşma yollarını örneklerle anlayıp kendinizi korma yolarını öğrenebilirsiniz.

Bunun için hazırlanmış rehberi okumak ve indirmek için tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Uyku Fizyolojisi ve Uyku Bozuklukları Dersi Kısa Sınav Duyurusu

Uyku Fizyolojisi ve Uyku Bozuklukları Dersini alan sevgili öğrencilerim.

Dersimle ilgili 13 Kasım Cuma saat 15:00’da 10 dakikalık test şeklinde bir kısa sınav yapılacaktır.

Bunun için obs.sdu.edu.tr adresinden giriş yaptığınızda ve dersimi seçtiğinizde sınavı görebileceksiniz.

Sınavın ara sınava katkısı %10 olacaktır.

Herkes başarılar diliyorum.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) Klavuzu

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde yer alan ‘Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü (TÜHKE)’, sağlık bilimi ve teknolojileri alanında ülkeye ve insanlığa hizmet eden, ülkenin ileri teknoloji ve inovasyon ihtiyaçlarını karşılayan bir kurum olmak vizyonu ile kurulmuştur.

Misyonu sağlık alanında ulusal  tratejilere uygun olarak ülkenin halk sağlığı ve kronik hastalıklar alanında önceliklerini belirlemek; kronik hastalıkların genetik, biyolojik, klinik yönleri ve tedavileri hakkında, kamu ve özel sektörle işbirliği içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak, bu araştırmaları koordine etmek, teşvik etmek; araştırmacılara bilimsel ortam sağlamak ve desteklemek; teşhis ve tedavi standartlarının oluşturulmasına ve yeni
tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge faaliyetlerinde bulunmaktır.

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH); genellikle zararlı partikül veya gazlara ciddi maruziyetin neden olduğu havayolu veya alveoler bozukluklara bağlı kalıcı hava akımı kısıtlanması ve solunum yolu semptomları ile karakterize, yaygın olarak görülen, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Bu hastalıkta en yaygın görülen semptomlar dispne, öksürük ve balgamdır. KOAH genellikle orta-ileri yaş grubunda
ortaya çıkar ve yavaş bir ilerleme gösterir. Oldukça yaygın bir kronik hava yolu hastalığı olan KOAH’ın bireysel
ve sosyal etkileri çok önemli boyutlarda olup hastalık tüm dünyada ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak  örülmektedir. Tüm dünyada 300 milyon KOAH’lı hasta bulunduğu ve her yıl 3,2 milyon hastanın yaşamını kaybettiği bildirilmiştir. KOAH dünyada en yaygın görülen üçüncü ölüm nedenidir ve küresel nüfusta her 10 yetişkinden birinde bu hastalığın olduğu düşünülmektedir. Ülkemizde en çok ölüme neden olan hastalıklar sıralamasında KOAH üçüncü sıradadır ve her yıl 30.000’e yakın kişi bu hastalıktan ölmektedir. Türkiye’de 4 milyon civarında KOAH’lı hasta bulunduğu tahmin edilmektedir.

Eylül 2020 tarihinde öneriler doğrultusunda düzeltilerek tamamlanan kılavuz, ISBN numarası alınarak kaydedilmiş ve www.tuseb.gov.tr web sitesinin Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü sayfasına pdf kopya olarak yüklenmiştir.

Adı geçen kılavuzun ilgili taraflardan gelecek geri bildirimler doğrultusunda yılda iki kez güncellenmesi planlanmaktadır.

“Türkiye’de Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının Yönetimi: Korunma, Tanı ve Tedavi Standartları Kılavuzu” nu okamk ve indirmek için tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Mesleki Beceri Uygulama Rehberi

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

ÖĞRETİM ÜYELERİMİZ TARAFINDAN HAZIRLANAN

MESLEKİ BECERİ VE UYGULAMA REHBERİ

 

 

İÇİNDEKİLER
Süleyman Demirel Üniversitesi Mesleki Beceri Laboratuarı Kuralları
Mesleki ve İletişim Becerileri – Dönem 1
1. Hijyenik El Yıkama Becerisi
2. Bone Giyme–Maske Takma-Önlük Giyme ve Çıkarma Becerisi
3. Steril Eldiven Giyme ve Çıkarma Becerisi
4. Cerrahi El Yıkama Becerisi
4. Vücut Sıcaklığı Ölçme Becerisi
5. Nabız Sayma Becerisi
6. Solunum Sayma Becerisi
7. Pediatrik Temel Yaşam Desteği Sağlayabilme Becerisi
8. Erişkin Temel Yaşam Desteği Sağlayabilme Becerisi
Değerlendirme Rubriği (Performans Değerlendirme Ölçeği)
Mesleki ve İletişim Becerileri – Dönem 2
1. Ders. Parmak Ucundan Kan Alma Becerisi
1. Ders. Glukometre İle Kan Şekeri Ölçümünün Kazandırılması
2. Ders. Erişkinlerde Kan Basıncı Ölçme Becerisi
3. Ders. Venöz Kan Alma Becerisi
4. Ders. Ampul Ve Flakon Formunda İlaç Uygulama, Im Enjeksiyon Yapma
5. Ders Damar Yolu Açma ve İntravenöz Sıvı Tedavisi
6. Ders Damar Yolu Açma ve İntravenöz Sıvı Tedavisi
Değerlendirme Rubriği (Performans Değerlendirme Ölçeği)
Mesleki ve İletişim Becerileri – Dönem 3
Ders 1. Erişkin İleri Yaşam Desteği Becerisi
Ders 2. Pediatrik İleri Yaşam Desteği Beceri Kılavuzu
Ders 3. Nazogastrik Sonda Uygulama Becerisi
Ders 4. İdrar Kateteri Takma Becerisi
Ders 5. Sütur Uygulama Becerisi
Değerlendirme Rubriği (Performans Değerlendirme Ölçeği)

 

Rehberi okumak ve indirmek için tıklayınız.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Mevsimsel Grip İle Koronavirüs Karışabilir

Grip Aşısı Koronavirüsten Korumaz!!!

MEVSİMSEL GRİP İLE COVID-19 KARIŞABİLİR BASIN AÇIKLAMASI

Sağlık Bakanlığı’nın grip aşısı alabilecek kişilerin e-Nabız sisteminden takibinin yapılabileceğini açıkladığı bugünlerde, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) olarak grip konusunda bir bilgilendirme yapma gereği duyduk.

Çünkü COVID-19 ile mevsimsel influenza (grip) semptom ve bulgularının karışması mümkün görünüyor. Bu iki hastalığın klinik olarak ayırt edilmesi çok zor. Boğaz ağrısı, öksürük, ateş yüksekliği her iki hastalıkta da karşımıza en sık çıkan semptomlar.

COVID- 19’da nezle bulgularının daha az olduğu bildirilse de, son yayınlarda anozmi (koku alamama) yakınmasının sık görüldüğünü biliyoruz.

Ancak genel olarak halk arasında nezle olarak bildiğimiz burun akıntısı, tıkanıklığı, baş ağrısı gibi ateşin eşlik etmediği semptomlar öncelikle nezle yönünde değerlendirilebilir.

Düşmeyen ateş ve artan öksürük, nefes darlığı COVID-19 lehine bulgular olarak değerlendirilmeli.

Ayrıca her iki hastalığın aynı kişide (co-enfeksiyon) şeklinde görülebildiğine de dikkat çekmek isteriz. Bu tür vakaların klinikte ağırlaşmalara neden olabileceği düşünülmektedir.

Bu nedenle başta sağlık personeli ve risk grubundaki kişilerin influenza aşısı yaptırmasını öneriyoruz.

Türkiye Solunum araştırmaları Derneği tarafından hazırlana basın bildirisine ulaşmak için tıklayınız.