Etiket arşivi Beslenme

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Uzun Ömürlülüğü Artırmanın Yolları

Sürekli günlük yaşamda 100 yaşını devirmiş insanların uzun yaşam sırları önümüze çıkmaktadır. Acaba hiç düşündük mü? Biz bunların yapabiliyor muyuz? Burada basit ama etkili yöntemlerle hayatınıza küçük değişiklikler yaparak hem yaşam kalitemizi arttırmak hem de uzun ömürlü bir yaşama adım atmaya ne dersiniz?

Son yıllarda yapılan araştırmalar, daha sağlıklı ve uzun bir yaşamla bağlantılı olan bazı yaşam tarzı faktörlerini ortaya koymuştur.
Açık bir faktör diyettir: Daha az kırmızı et yemek, tuzdan uzak durmak ve Akdeniz tarzı bir diyet uygulamak uzun ömürlülükle ilişkilendirilmiştir. Burada sağlıklı yağları günlük tüketmek özellikle esansiyel olanları önem arz etmektedir. Burada omega-3 yağını özellikle diyetimize eklememiz gerekmektedir.
Bir diğer faktör de egzersiz. Günlük olarak yürüyüş yapmak kadar kısa bir süre bile yaşam süresini uzatmaya yardımcı olabilir ve çeşitli çalışmalar artık fiziksel aktivitenin yaşlanma süreçlerini yavaşlattığı mekanizmalara ışık tutmaktadır. Ama bunu daha profesyonel hal getirirp yaşam tarzı ve bir alışkanlık haline getirmek daha da iyi sonuçlar verecektir.

Bir diğer konu da uyku. Günlük yaşamda kolayca feda ettiğimiz ve umursamadığımız bir diğer fizyolojik fenomen.  Bunun için sitede sağlıklı uyku ile ile ilgili yazıma bir göz atabilirsiniz.

Son olarak, sosyal yaşamınıza özen göstermek de uzun ömür için önemlidir: Artan kanıtlar, kronik olarak yalnız hisseden ve sosyal olarak izole olan kişilerin erken ölüm riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Muhtemelen çoğumuz uzun bir yaşam sürebilmeyi ve mümkün olduğunca uzun süre sağlıklı kalabilmeyi umuyoruz.

Sonuç olarak yayımlanan araştırmalar dört net faktöre işaret ediyor: diyet, egzersiz, uyku ve sosyal yaşam.

Bu dörtfaktör etrafında sağlıklı seçimler yapmak, arzuladığımız uzun ve tatmin edici bir yaşam sürmenin anahtarı olabilir ve olumlu değişiklikler yapmaya başlamak için hiçbir zaman geç olmadığından, şimdi sağlığı en önemli öncelik haline getirmenin tam zamanıdır.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Raporu

BAĞIŞIKLIK, BESLENME
ve
YAŞAM TARZI RAPORU

 

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Gıda ve Beslenme Çalışma Grubunun katkıları ile toplumun sağlık ve beslenme konuları hakkında en doğru ve bilimsel bilgiye ulaşması konusunda faaliyetlerini yürütmektedir. Bu bağlamda, bu Çalışma Grubu, global bir pandemi olan COVID-19 nedeniyle daha da önem kazanan bağışıklık sistemi, beslenme ve yaşam tarzı arasındaki ilişkiyi bilimsel veriler ışığında, toplumu bilgilendirmek amacıyla, “BAĞIŞIKLIK, BESLENME ve YAŞAM TARZI RAPORU”nu, konun uzmanlarının katkıları ile kaleme almıştır.

Raporda, bağışıklık sistemine genel bakış, makro ve mikro besin maddelerinin bağışıklık sistemi üzerine etkileri, fitokimyasallar, prebiyotik ve probiyotikler ile bağışıklık arasındaki ilişkiler, beslenme modelleri, alkol ve tütün kullanımı, uyku, egzersiz, psikolojik stres ve çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi ile bağlantıları konuları bilimsel bir çerçevede detaylı olarak derlenmiştir.

Dengeli beslenme, vücudun gereksinimlerini karşılayan besin maddelerinin uygun oranlarda alımı olarak tanımlanabilir. Tek Tıp Konsepti çerçevesinde, düzenli fiziksel aktivite ile birlikte yeterli ve dengeli besin madde tüketimi sağlığımızın korunması açısından vazgeçilmezdir.

Dengeli ve yeterli beslenme, enfeksiyonlara ve kronik hastalıklara karşı, etkili ve uygun şekilde dengelenmiş bir bağışıklık tepkisinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Yeterli ve dengeli beslenmeye bağlı olarak, bağışıklık sistemi hücrelerinin gelişimi, devamlılığı, optimal işleyişi değişmektedir. Dolayısıyla yetersiz beslenme bağışıklığın azalmasına, hastalığa yatkınlığın artmasına, fiziksel ve zihinsel gelişimin aksamasına yol açabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için ihtiyaç duyulan enerji, öncelikli olarak diyetten sağlanırken, diyet kaynakları yetersiz kaldığında ise vücut depoları gibi endojen kaynaklar da kullanılabilmektedir.

Protein-enerji malnütrisyonu, yangısal hücrelerin faaliyetlerini arttırarak bağışıklığın yetersiz bir hale gelmesine neden olabilir. Yeterli ve kaliteli protein tüketimi antioksidan savunma sistemi ve bağışıklık üzerine yararlı etkiler gösterebilmektedir. Yapılan çalışmalar yalnızca toplam protein alımının değil, diyetteki spesifik amino asitlerin (glutamin, glutamat, arginin, metiyonin, sistein ve treonin gibi) bağışıklığı optimize etmek için gerekli olduğunu ortaya koymuşlardır.

Vitaminler ve mineraller gibi temel mikro besinler de, bağışıklık sistemimizin işlevsel bütünlüğü ve duyarlılığı için önemli bir rol oynar. Vitamin A, piridoksin, kobalamin, folat, C, D ve E gibi vitaminler ile Zn, Cu, Se ve Fe gibi mineraller bağışıklık sistemini desteklemek için çok önemli fonksiyonlara sahiptirler. Bu nedenle mikro besinlerin takviyesi, bağışıklığı artırarak vücudun doğal savunma sistemini destekleyebilir ve gizli açlık durumunu ortadan kaldırabilir.

Beslenme durumu ve besin tüketim şekilleri (aldığı besinler, besin ögeleri ve besleyici olmayan biyoaktif bileşenler), sinir ve endokrin sistem gibi diğer fizyolojik sistemler ile doku onarımı, metabolizmanın düzenlenmesi, termoregülasyon, uyku, vücudun genel yorgunluğu ve ruh sağlığı gibi süreçleri de etkileyerek kronik hastalıklara
yakalanma riski üzerinde de etkili olmaktadır.

Bağışıklık sistemi hücreleri ve mediatörler protein, yağ ve karbonhidrat yapısında olup, vitamin ve mineraller aracılığı ile etkinlik gösterirler. Yetersiz beslenmenin yanı sıra aşırı gıda tüketimi sonucunda artan vücut yağ içeriği de sistemik yangısal reaksiyonların şiddetini arttırarak bağışıklık sisteminin zayıf hale gelmesine neden olabilir. Sonuç olarak yetersiz beslenme immun sistemin baskılanmasına neden olarak enfeksiyonlara karşı duyarlılığı arttırırken, aşırı beslenme ve obezite ise yangısal hastalıklara karşı duyarlılığı tetikleyebilmektedir.

Gelişmiş ülkeler dâhil tüm dünyada, yaşam tarzıyla ilgili hastalıklar ciddi bir sorun haline gelmiştir. Epidemiyolojik ve klinik çalışmalar, diyetin yaşam tarzıyla ilgili hastalıklara duyarlılığı etkileyen ana faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Yaşam tarzı ve bununla ilişkili olarak beslenme alışkanlıkları bağışıklığın oluşması ve devamlılığında önemlidir.
Günümüzde bazı besin ögelerinin alımı ile hastalık risklerinin azaltılmasına yönelik beslenme modelleri geliştirilmektedir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri-2030 ilkeleri doğrultusunda, sağlıklı yaşam için, besinlerin üretim- tüketim stratejileri ve uygulanacak diyet çeşitliliğinin belirlenmesine ilişkin çalışmalar yapılmaktadır.

TÜBA rehberini okumak  ve indirmek için tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Karantina ve Ramazan Ayı

Covid-19 salgını nedeni ile yaklaşık 1 aydır evlerimizdeyiz. Nedense hep elimiz yiyecek ve içeceğe gidiyor. Ramazan ayının gelmesi ile bu durumda bir düzenleme yapmamız gerekiyor. Çünkü beslenme ve yaşam şeklinin değiştiği bir ay içerisindeyiz.

Özellikle öğün ve beslenme şeklimiz, besin türü (ramazanda sanki daha çok çeşit oluyor), sıvı tüketimi ve en önemlisi de uyku düzenimiz değişiyor. Bağışıklık sistemimiz içinde beslenme, egzersiz ve uyku üç saç ayağı gibi temel unsurlar. Özellikle ramazan ayında bu üç unsurda fazlasıyla etkilenecektir.

Covid-19 salgını gerçeğini de hesaba katarsak bu durum daha da ciddi bir hal almaktadır. Özellikle bu üç temel unsuru yaşam  tarzımız haline getirip herkes kendi şahsi hayatında bunları ritüel haline getirmezse çok başarılı olunabileceğini sanmıyorum.

İlk olarak beslenmeyi ele alırsak; yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 2 öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahuru yatmadan geç saate yiyerek ve sıvı alarak yatmanın çokta uykunuzun bölünmemesi açısından faydası olmayacaktır. Çünkü iftar sonrası en az ki burada hareketsiz olduğumuzu da hesaba katarsak 4-5 saat gibi bir süre sindirim için gerekmektedir. O yüzden gece 01:00 gibi sahur yapıp yattığınızda yeteri kadar yemek yiyemeyeceğiniz gibi sindirim tamamlanmadığı için ve fazla miktarda alacağınız sıvı için gece uyku kaliteniz düşecek ve sık uyanmalar olacaktır. O yüzden sahuru vakit çıkmadan önce yapmak sağlık açısından daha uygundur. Ayrıca kan şekerinin de uzun açlık döneminde daha fazla düşeceği unutulmamalıdır. Sahura hiç kalkılmadığı durumda ise kan şekerinin regülasyonu tamamen bozulacaktır. Bu da günlük performansınızı çok etkileyecektir. Özellikle yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısı ile mücadele etmek durumunda kalabilirsiniz.

Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir. Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır.Bu durumun aksine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır.

İftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarları bir diğer konumuz. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Burada ritüel demiştim, çorba içip ara verirseniz sofraya tekrar oturduğunuzda daha az yediğinizi göreceksiniz.

Sıvı tüketimi ise genelde dikkat etmediğimiz bir diğer husus. 

Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı artmakta ve metabolizma bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışmaktadır. Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa su ve mineral kaybı sonucu, bayılma, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir.

Günde ortalama en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içmeye, bununla birlikte Ramazan ayında sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda vb. sık sık tüketmeye özen gösterilmelidir.

Oruç tutanlar için beslenme önerileri

  • Oruç tutarken yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterin.
  • Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklarla ile her seferinde azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenin.
  • Yemeklerinizi hızlı yemekten kaçının, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketin.
  • Sahur öğününüzü atlamayın, mutlaka yapın.
  • Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi yiyeceklerden oluşan hafif bir kahvaltı yapabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edebilirsiniz.
  • İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlayıp 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edebilirsiniz. Hem enerji veren hem de kan şekerini dengeli bir şekilde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna vb.) tercih edin.
  • İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edin.
  • Susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su için. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz.
  • Yemekleri pişirme yöntemlerinin de önemli olduğunu unutmayın. Özellikle ızgara, haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekleri tercih edin.
  • Kavrulmuş, kızartılmış ve tütsülenmiş yemeklerden uzak durun.
  • İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olacaktır.
  • Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için sıvı tüketiminize dikkat edin. Ek olarak, yemeklerde lif oranı yüksek yiyecekler (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, hoşaf ve kompostolar, hurma, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edebilirsiniz.

Gelelim Egzersiz kısmına.

Bununla ilgili karantina günlerinde çok fazla alternatifimiz olmadığı için bundan önce sizler için hazırladığımız evde yapılabilecek egzersizlere bir göz atmalısınız.

Son olarak ta uyku düzenimize bir bakalım

Ramazan ayında sahur olduğu için yaklaşık 1 saat uyku bölünmesi meydana gelecektir. Aktif çalışanların sabah mesai kavramını da göz önüne alarak, biraz daha erken saatte uyumaları gerekmektedir. Bu şekilde sahur sonrası da 1-2 saatlik uyuma ile günlük yeterli miktarda uyku alınabilir. Tabi burada yukarıda bahsettiğim iftar ve sahurda çok fazla besine ve sıvı tüketimi uyku kalitesini olumsuz etkileyecektir. Bunun için önce sizler için hazırladığım karantina günlerinde uyku ve uyku hijyeni yazıma bir göz atmalısınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Bağışıklığımızı Nasıl Güçlendirmeliyiz!!!

Bağışıklık Sistemini Güçlendirmenin Yolları

Covid-19 salgınının baş gösterdiği bu günlerde en güvenli yol bağışıklık sistemimiz güçlü tutmaktan geçiyor. Bir de hijyen kurallarına dikkat etmemiz gerekiyor.

Bağışıklık sistemi (immün sistemi) güçlendirmek için;

  1. Sağlıklı uyku
  2. Doğal ve dengeli beslenme
  3. Egzersiz yapmamız gerekmektedir.

Öncelikle uykuyu ele alırsak bununla ilgili çok fazla yazıyı sitede paylaştım. Buradan okuyabilirsiniz.

Doğal ve dengeli beslenme içinse hem kış şartları hem de salgın nedeni ile besin destekleri kullanmamız gerekiyor. Bir de evden çıkamadığımızı göz önüne alırsak daha önemli oluyor. Bununla ilgili yazılarımı buradan okuyabilirsiniz. Bu besin destekleri ile ilgili çok fazla ürün yelpazesi mevcut ama önemli olan en doğalı, sağlıklı ve etkili olanı tercih etmek. Bunun için antioksidan kapasitesi çok yüksek ve sizin aktardan alıp kullanabileceğiniz ürünlerden daha fazla etkili bir ürünü önermek istiyorum.

Bu ürünü kendim de uzun bir süredir kullanmaktayım ve etkileri inanılmaz düzeyde. Ürün için detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Egzersiz kısmına gelince de bu günlerde çok evden çıkma şansımız yok ama imkanınız varsa sakin ortamlarda yürüyüş ya da ev içerisinde biraz hareket yapabiliriz. Bu bizi içinde bulunduğumuz süreçten uzaklaştırıp rahatlamamızı ve bağışıklık sistemimizin güçlenmesine sebep olacaktır. Bununla ilgili yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

Sonuç olarak elimizdeki tek silah bağışıklık sistemimiz ve ne kadar iyi çalışırsa o kadar korunabiliriz. Bunu güçlü kılmanın yollarından bahsettim.

Bunları uyguladığınızda farkı göreceksiniz.

Sağlıklı ve Bağışıklı günler dilerim…

 

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Acaba Beslenebiliyor muyuz?

Acaba Beslenebiliyor muyuz?

Bu başlıkla yazıma başlamamın sebebi bir an durup kendimizi sorgulamamız. Acaba gerçekten beslenebiliyor muyuz? Gelin cevabını birlikte bulalım.

Günümüzde modern tarım yöntemleri ile birçok meyve ve sebzeye mevsim kısıtlaması olmaksızın sofralarımızda yer verebiliyoruz. İlk bakışta bu çok güzel ve avantajlı gibi görünüyor değil mi? Yaz-kış istediğiniz sebze ve meyveye ulaşabilmek.  Diğer taraftan da her şey mevsiminde güzeldir diye düşünüyoruz. Kışın karpuz canımız istemez ama onun yerine vücudumuzun direncini arttıracak antioksidan olan C vitamini için narenciye tüketiriz.

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayınız.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Nasıl Öğrenmeliyim!!!

Nasıl Öğrenmeliyim!!!

Nasıl öğrenmeliyim, ah bir bilsem…
Öğrenci olun ya da olmayın öğrenmek istediğinizi ne zaman ve ne şekilde öğrenebilirsiniz.

Burada yaşınız ne olursa olsun sakın bir şey öğrenmede ezberleme tekniğini kullanmayın.

İnsanlarda sürelerine göre 4 tip bellekten bahsederiz.

Genelde sekonder bellekte geziyoruz ve burada sakladığımız bilgilerin %80’i 2 hafta sonra puf uçup gidiyor ve genellikle sınavlar için odaklandığımızda bu belleği kullanıyoruz.

Ama teorik olarak hastalıkların bile (Demans) en son etkilediği tersiyer bellek önemli olan. Bu bellek içinse en önemli mekanizma tekrardır.

Küçükken hepimiz kum tepesinde oynamışızdır. Oyun oynarken yukarıdan aşağıya su döktüğünüzde ilk olarak su yol bulup gidemez ama siz aynı eylemi tekrarladığınızda birkaç defa tekrardan sonra artık su akıp hedefe hızlı bir şekilde ulaşacaktır.

Beynimizdeki olayda buna benzer. Nöronlarımız arasındaki sinaptik bağlantılar bu tekrarlar sayesinde (suyu döktükçe) güçlenir.

Bu şekilde belleğe aldığımız bir bilgiyi hatırlama, geri çağırma ve kullanma hızımız artarak hata oranımız azalır. Çünkü biz artık o bilgiyi tersiyer (uzun süreli) bellekte saklıyoruz.

Peki bilgiyi burada saklamak için neler yapmalıyız bunlara bakalım.

  1. Öncelikle öğrenmek istediğiniz bilgi ile varsa görseller gözden geçirilmeli. Toplumun çoğunluğunun öğrenme stili görsel içeriklidir.
  2. Öğrenmek istediğimiz bilgiyi ezberlemeye çalışmayalım. Çünkü bu durum bilgiyi değersizleştirecektir. Lütfen ezberlemeyelim.
  3. Konuyu öncesinde bir defa okumak gerek. Bu şekilde konuyu hocanızdan dinlediğinizde ya da videodan izlediğinizde konuyla ilgili yeni sinaptik bağlantılar yaparsanız, bu bağlantıların güçlendirilmesi ise sizin tekrar etmenize bağlıdır.
  4. Eğitim sonunda ve aynı gün içerisinde mutlaka tekrar edilmeli ki LTP (Long Term Potantiation)’yi çalıştıralım. Bu mekanizmayı bir döngü gibi düşünürseniz tekrar ettikçe öğrenmeniz kolaylaşacaktır.
  5. Öğrenmenin temel fizyolojik mekanizması LTP olduğu için aynı gün tekrar çok önemli. Daha sonra tekrar zamanının periyodunun arası açılabilir.
  6. Bir bilgiyi belleğe almak için en az 10-15 dakika tekrar gereklidir. Eğer kalıcı belleğe alınmak isteniyorsa 1 saat ve üzeri tekrar gerekmektedir.
  7. Öğrenme ve sonrası tekrar ile istenen bir bilgiyi belleğe almada kişinin kendine özgü öğrenme stili geçerlidir. Yani genel olarak bedensel, görsel ve işitsel ya da bu stillerin kombinasyonları içeren yöntemle olur. Araştırmamıza göre Tıp Fakültesi öğrencilerinin çoğunluğu görsel tarzda öğrenme stiline sahiptir.
  8. Bu bağlamda görsel öğrenme stiline sahip olanlar daha çok görsel materyal (Slayt, Şekil, Video, Resim vb), işitsel olanlar ön planda dinleyerek, bedensel olanlar maket vb öğrenim materyalleri ile dokunarak öğrenebilir. Burada önemli olan kendinizin hangi öğrenme stiline sahip olduğunuzdur.
  9. Konunun anlatımına aktif katılım gereklidir. Çünkü anlatımda bazen bir anahtar kelime çok şeyi anlamanıza yardımcı olur.
  10. Öğrenmek istediğiniz bilgi için kısa ders sunumlarından çalışmanız anlayıp öğrenmeniz için yeterli değildir. Bunun için ek kaynak kullanmanız gerekmektedir. Bununla ilgili olarak konuyla ilgili en güncel ve sade kaynak kitapları okumalısınız.
  11. Bir konuyu çalışırken konu ile ilgili olan bilmediğiniz kelimelerin anlamlarını notlarınızın üzerine kaydedin.
  12. Çalışma stratejinizde mutlaka düzenli olmalı. Burada en temeli uyku düzenidir
  13. Sonrasında ise düzenli beslenme gereklidir. Lütfen protein ağırlıklı beslenelim ve fazla karbonhidrattan uzak duralım. Omega-3’ü unutmayalım.
  14. Yaşam tarzımızı düzene sokmamız gerekmektedir. Sağlıklı bir uyku ve sağlıklı bilişsel fonksiyonlar için bu olmazsa olmaz.
  15. Unutmamamız gereken bir şey daha, günlük egzersiz. Nasılki egzersizle kaslar çalışır, aynı şekilde beyinde bir takım hormonlar sayesinde çalışır.
  16. Sabahları saat 06:00-10:00 arası kortizol hormonunun sirkadiyen ritmi nedeni ile öğrenmeye daha yatkın oluruz. Genellikle gece öğrendiğimizi sanarız ama fizyolojik değil. Yarardan çok zararı vardır.
  17. Ve tekrar, tekrar, tekrar…

İyi öğrenmeler: )

 

Doç. Dr. Mustafa SAYGIN

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kıvırcık Sebze; Kale

Kale sebzesi, görüntü itibariyle lahanaya benzeyen fakat lahanadan farklı olarak kıvırcık yapraklara sahip oldukça faydalı bir bitkidir. Brokolinin tahtına oturabilecek kadar şifa kaynağı olan bu bitki dünyada çok iyi tanınmasına ve tüketilmesine rağmen ülkemizde çok az bilinen bir bitkidir. Avrupa’da et yemeklerinin yanına buharda pişirilerek garnitür olarak servis ediliyor. Sütten daha çok kalsiyum içerdiğini belirten uzmanlar kale bitkisinin demir yönünden de zengin olduğunun altını çiziyor. Kale Bitkisinin Faydaları • Kale reçinesi safra asidini tutarak besinlerin içindeki yağların emilimini azaltıyor. Böylece kolesterole karşı koruma sağlamasının yanında kilo artışına da engel oluyor • Oldukça düşük karbonhidrat içermektedir. iyi bir diyet yemeği olarak gösteriliyor. • Antioksidan bir bitkidir. kanı toksinlerden arındırır. • Koyu yeşil yapraklarından dolayı yoğun K vitamini içerir. • Kalp hızını ve kan basıncını kontrol ediyor. • Göz sağlığı için A vitamini içerir. • Vücudun detoksifikasyon sistemi için kapsamlı destek sağladığı kabul ediliyor. • Vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. • Mesane, meme, kolon, yumurtalık ve prostat kanserine karşı koruma sağlar • Bakır, kalsiyum, sodyum, potasyum, demir, manganez ve fosfor gibi mineraller bakımından zengin olan bir bitkidir • Bitkinin içeriğinde bulunan indol denilen özel bileşik hücrelerin içinde bulunan DNA’nın onarımını sağlıyor, hücre ölümünü engelliyor.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Yaşam Tarzımız ve Sağlık

Yaşam Tarzımız ve Sağlık

Yaşam tarzımız direk sağlığımız ve yaşam kalitemizi etkileyecektir. Bunun için bazı önerilerim olacak.

1. Zaman yönetimi

Zamanı yönetmek ve etkin bir şekilde kullanmak sağlıklı bir yaşam tarzına ulaşmak isteyenlerin yapması gereken en önemli şeylerdendir. Günlük rutininizde yapacağınız küçük dokunuşlarla daha düzenli bir hayata ve bu saye de sağlıklı bir hayata da kavuşmanız mümkün.İnsanoğlu için yeryüzündeki en önemli kavramlardan birisi olan ve kesinlikle bedelini ödeyemediği bir kavramdır zaman. Bize günlük 24 altın (24 saat) veriliyor ve ertesi güne de aktaramıyoruz. Sadece yatırım yapma şansımız ve bunu da belirleyen tercihlerimiz.

2. Günlük en az 10000 adım

Metabolizmanızı aktive etmek ve günlük kalori dengenizi sağlamak için ihtiyacınız olan şeylerden biride günlük düzenli egzersiz yapmak. Bunu hayatınıza yerleştirmeniz ve yaşam tarzınız haline gelmesi gerekmekte. Sonuçta bedene hükmeden beyin olduğu için burada ilk adım karar vermekten geçiyor. Kişinin kendi sağlığı ve yaşam kalitesi için yapması gerektiğine kendini ikan etmesi gerekiyor. Sonrası zaten gelecektir.

3. Egzersiz sonrası ne yapalım

Egzersiz öncesi vesonrası tükettiğimiz besinler egzersizin vücudumuz için ne kadar yararlı olacağını belirleyecektir. Sanırım hiç kimse dolu bir mide ile bunu yapmaz.Peki sonrası ne olacak. Spor sonrası beyinden salınan endorfin ağrılarımızı azaltarak serotoninle mutlu oluruz. Tabi bu iyilik hali ve kas yorgunluğu ile ulaşabildiğimiz ne varsa her şeyi tüketiriz. Egzersiz sonrası en iyisi bu tepkiden uzak durmak ama nasıl. Burada şunu düşünebilirsiniz 1 saat koşunca yaklaşık 500 Cal harcarsınız ve yediğiniz 1 porsiyon tatlıda hemen hemen buna denk gelir. O zaman 1 porsiyon tatlıdan aldığınız kalori için 1 saat koşmanız gerekiyor.

4. Hedefe odaklanmak

Hayatta herkesin gerçekleştirmek istediği rüyaları vardır. Sanırım çoğu zaman hedefe giden yolda takılıp kalıyoruz ve mola vermek için bir istasyonda dinleniyoruz. Ve sonrasında ise çoğumuz devam edemiyor. En önemli sebep ise hedefimize ulaşamayacağımızı kabullenip geldiğimiz yerde kalmak ve durumu kabullenmek. Hâlbuki mükemmeliyetçi olmasak hayatımızda her zaman bir B planı olsa sanırım daha rahat ederiz. Bazende hedefi parçalara bölüp adım adım yaklaşabiliriz. Bu sayede de hayatta mutlu olabilir ve çağımızın hastalığı depresyondan uzak durabiliriz.

5.  Enerjisi olumlu olan insanlarla birlikte olun

Özellikle sağlık yaşam tarzı için hem emosyonel hem de fiziksel açıdan önemli bir kavram. Hayata baktığı pencerenin pozitif olduğu ve her olumsuz durumdan olumlu bir yan çıkarabilecek birileri yanınızda olsa nasıl olur. Ya da biraz sohbet ettiğiniz de herşeyinizi kaybetmiş gibi hissettiren biri. Tercih sizin ve bu tercihiniz yaşama bakış açınızı belirleyecektir. Hayattan ve hayata baktığınız pencereden sürekli her konuda şikayetler  Hayattan ve hayata baktığınız pencereden sürekli her konuda şikayetler yükseliyorsa biraz işiniz zor. Bu durumda yalnız kalmanız muhtemel, Çözüm çok basit hayata baktığınız gözlüğünüzü yenisi ile değiştirin. Alışkanlıklardan vazgeçmek çoğu zaman zordur ama imkansız değildir.

6. Geçmişe bakıp, geleceğe yelken açın

Hayatta her zaman her davranışımızda doğruyu yakalamıyoruz. Ama hayat sanırım inişli ve çıkışlı hali ile güzel. Önemli olan hatalarımıza takılmadan onlardan aldığımız güç ile geleceğe yönelik daha sağlam adımlar atmak. Bu şekilde yaşam kalitenizi arttırabilirsiniz.

7. Farklı gıdalar tüketin

Hayatımıza farklı besinleri ve damak tatlarını sokmamız gerekmekte. Bunun için günlük beslenme tarzımızda ufak değişiklikler yaparak çeşitlendirmemiz ve karbonhidrat ağırlıklı yaşamdan kurtulmamız gerekiyor. Protein ve en önemlisi de sebze ve meyvelerde bulunan diyetimizde bulunması gereken vitamin ve mineraller. Ancak bu şekilde sağlıklı bir yaşam ve yaşam tarzına sahip olabiliriz

8. Erteleme hastalığı

Şimdi başlayın ve ertelemeyin. Bunu kendimize slogan haline getirmemiz gerekiyor. Günümüz dünyasında bizi asıl hedeflerimizden uzaklaştıran o kadar malayani meşgaleler var ki. Bunlarda maalesef asıl hedeften alıkoyarak odak noktamızı dağıtıyor. Ve sonrası ise erteleme ve bir noktadan sonra bu bir hastalık haline geliyor. Her şeyin zamanında yapılması gerekiyor. Ertele ertele nereye kadar. Sanırım sonu yok.

Karar verin başlayın ve kendi hayatınıza bir dokunuş yapın.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Detoks

Sağlıklı yaşam için seçimleriniz sizi istediğiniz yere ulaştıracaktır. Burada önemli olan sizsiniz ve güç sizde. Bunun için öncelikle toksinlerden kurtulmamız gerekiyor. Detoks ihtiyacı çağımızın ihtiyacı haline geldi. Günlük koşuşturmacada o kadar toksik etkene maruz kalıyoruz ki bunlardan kurtulmanın farklı yolları var. Ama bu konuda lütfen profesyonel destek alın. Kulaktan dolma bilgilerle iç dengenizi bozmayın. Bununla ilgili sağlıklı yaşam rehberlerine göz atabilirsiniz.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

ORAC Değeri

ORAC (Oxygen radical absorbance capacity)

Serbest radikaller olarak adlandırılan ve başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yol açan maddelerin emilim değerini belirten ve besinler için kullanılan bir ölçektir. ORAC değerinin yüksek olması besinin daha fazla antioksidan olduğunu gösterir. Yani bir besini tüketirken ORAC değeri yüksek olanı tercih etmeliyiz.