Kategori arşivi Sağlık-Blog Yazıları

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Psikolojik Bilgilendirme Rehberi

Psikolojik Bilgilendirme Rehberi

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve kendi psikolojimizin ne durumda  olduğunu sorgulamak için bu rehberden faydalanabilirsiniz.

Ayrıca rehberde olası durumlara karşı neler yapabileceğimiz de açıkça belirtilmiştir.

Rehberi buradan okuyabilirsiniz.

Keyifli okumalar dilerim…

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Evde Kalalım!!! Ama Stresi Nasıl Yönetelim?

1950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır. Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar. Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır. Şilep Lizbon’a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve kendisi de hayretten dona kalır. Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur. İskoçya’ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir.

Yani biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu sandığı (ya da donacağına inandığı) için ölmüştür.  Paniğin bağışıklık sistemini büyük oranda zayıflatan bir etkisi vardır. Ve zihnimiz bize inanılmaz oyunlar oynayabilir. Korku çoğu zaman iyidir, sizi hayatta tutar. Lakin panik her zaman kötü sonuçlar verir. İnsanın boş ve amaçsız hissettiği anlar ise en kolay pes edilen zamanlardır.

Aslında burada süreç yönetimi yapabiliriz. Burada yapmamız gerekenleri sıralarsak;

  • Sürekli haberleri takip ederek olası felaket senaryolarına kafa yormak, sosyal medyadaki komplo teorileri ve asılsız haberler meşgul olmayı bırakmalıyız. Bunun için sadece akşam neler olduğuna bir göz atabiliriz. Aksi takdirde elde telefon kaygı düzeyimizi artırarak stresle başa çıkmamızı engelleyecektir. Sürecin uzaması durumunda ise bunun depresyona dönüşmesi olasıdır.
  • Durumu kabullenmek ve uyum sağlamak gerekmekte. Şu an için insanoğlunun buna bir çaresi yok ama araştırılıyor. Tarihe baktığımızda birçok salgın vakası yaşanmış ve en etkili çözüm karantina. Bunu kabullenir ve evde kalırsak sağlık çalışanlarımıza da işlerini yapmaları için zaman kazandırmış oluruz.
  • Motivasyonumuz olmayabilir ama bunun için uygun bir ortam oluşturup, olayların biraz dışında kalmayı denememiz işe yarayacaktır.
  • Kadın ve erkeler için sıkı bir temizlik rutinden kurtulmaya yardım edebilir.
  • Hayatınıza küçük değişiklikler katın evinizdeki eşyaların yerini değiştirin. Ardından ihtiyaç dışı mobilyaları, aksesuar sayısını azaltın. Kullanmadığınız eşya ve kıyafetlerinizi paketleyip ihtiyaç sahiplerine iletmek. Bu sayede başkalarına yardım etmenin hazzını yaşabilirsiniz.
  • Uzun zamandır vakit bulamadığınız; resim yapma, kitap okuma, el becerinizi geliştirecek işler yapma, evde ailecek oyunlar oynamamaya ne dersiniz. Bunlar vaktin daha verimli geçmesini sağlayacaktır.
  • Egzersizi hem vücut direnci hem de stresle baş etmek için kullanabiliriz. Spor salonlarına gitmeden evde ya da doğa yürüyüşü tarzında yapabiliriz.
  • Ailemize fazla vakit ayıramamakla hepimiz dert yanıyoruz. Hadi o zaman daha fazla kaliteli zaman harcamaya ve aile fertlerini tanımaya.
  • Genellikle stres altındayken bir çözüm üretmek yerine, içinde bulunduğumuz durumun ne kadar kötü olduğunu, kolay değişmeyeceğini düşünerek ve bunu sürekli dile getirerek olayları zihnimize canlı tutuyoruz. Bu da stres yükünü arttırıyor.
  • Her zaman daha iyi ve daha kötüsünün bulunduğunu hatırlayın. Bu noktada biraz manevi destek fena olmaz sanırım. Biraz kendi içimize kapanıp, nefis muhasebesi yapabiliriz. Sağlığın kıymetini, elimizdeki her türlü varlığın bu durumda kıymetsiz olduğunu anlayabiliriz. Belki daha fazla paylaşımcı oluruz.
  • Sağlıklı beslenmeye dikkat edelim. Evde kalınca can sıkıntısından elimiz sürekli yiyeceklere gidebilir. Bu durumda kendimize farklı uğraşlar bulmazsak evden çıkıp sosyal hayata tekrar başlama zamanı geldiğinde kilonuzla başınız dertte olabilir. Ayrıca fazla kilo vücut direncinizi de düşürecektir.
  • Bu durumda evde kaldığımızdaki süreçte meydana gelecek olan emosyonel stres, oksidatif strese neden olacak ve bu da direk olarak birçok hastalığa kapı aralayacaktır. Uyku kalitesinde düşme ve uyku bozuklukları, kalp damar hastalıkları, gastrit, migren atakları, kas ağrıları ve sürekli yorgunluk hali vb birçok hastalığa kapı aralayacaktır.
  • Özellikle gece boyunca tartışma programları izlemek uykusuz kalıp vücut direncinin düşmesine ve stres yükünün artmasına neden olacaktır.
  • Evde kalıp süreci sakin bir şekilde yönetebilirsek yaşam kalitemiz artacaktır.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Coronavirus (COVID-19)

Coronavirus (COVID-19)

Coronavirus’lar (CoV), soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Ağır Akut Solunum Sendromu (Severe Acute Respiratory Syndrome,SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara kadar çeşitli hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir. Coronavirus’lar hayvanlardan bulaşarak insanlarda hastalık yapabilir.

31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Çin’in Hubei eyaletinin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020’de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bircoronavirus (2019-nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı COVID-19 olarak kabul edilmiş, virus SARS CoV’e yakın benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiştir.

Coronavirüs Elektron Mikroskobu Görüntüsü

Kaynak

Henüz netlik kazanmamıştır. SARS-CoV-2’nin kökeni hala araştırılmaktadır. Eldeki veriler, Vuhan Deniz Ürünleri Toptan SatışPazarında yasadışı olarak satılan vahşi hayvanları işaret etmektedir.

Bulaşma

Hastalık esas olarak damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Ayrıca hasta bireylerin öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçtıkları damlacıklara diğer kişilerin elleri ile temas etmesi sonrasında ellerini ağız, burun veya göz mukozasına götürmesi ve temas etmesi ile bulaşmaktadır.

Çin’deki olguların epidemiyolojik özellikleri incelendiğinde ortalama inkübasyon süresinin 5-6 gün olduğu bazı vakalarda 14 (ortalama 10,5 gün) güne kadar uzayabileceği gözlenmiştir.

COVID-19’un bulaştırıcılık süresi kesin olarak bilinmemektedir. Semptomatik dönemden 1-2 gün önce başlayıp semptomların kaybolmasıyla sona erdiği düşünülmektedir. Coronaviruslar genel olarak dış ortama çok dayanıklı olmayan virüslerdir. Ortamın nem ve sıcaklığına, dışarı atıldığı organik maddenin miktarı, bulaştığı yüzeyin dokusu gibi faktörlere göre değişen bir dayanma süresi söz konusudur. Genel olarak cansız yüzeylerde birkaç saat içerisinde aktivitesini kaybettiği kabul edilmektedir. Cansız yüzeylerdeki aktivite süresi yorumlanırken bulaşta sadece virüsün aktivitesinin devam etmesi değil, temasın süresi de önemli olduğu unutulmamalıdır. Enfeksiyonun yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş, öksürük ve solunum zorluğudur. Daha ciddi vakalarda, zatüree, ağır hızlı solunum yolu enfeksiyonu, böbrek yetmezliği ve hatta ölüm gelişebilir. Ölüm hızı SARS salgınında %11 ve MERS-CoV’da %35-50 arasında iken Dünya Sağlık Örgütü’nün Çin Halk Cumhuriyetine ait COVID-19 raporuna göre ölüm hızının % 3,8 olarak bildirilmiştir.

 

OLASI KORONAVİRÜSLÜ

A: Ateş ve hızlı solunum yolu hastalığı belirti ve bulgularından en az biri (öksürük ve

solunum sıkıntısı), VE Semptomların başlamasından önceki 14 gün içerisinde yurt dışında bulunma öyküsü

VEYA

B: Hızlı solunum yolu hastalığı belirti ve bulgularından en az biri (öksürük ve solunum

sıkıntısı), VE Semptomların başlamasından önceki 14 gün içerisinde doğrulanmış COVID-19 vakası ile yakın temas eden

VEYA

C: Ateş ve ağır hızlı solunum yolu enfeksiyonu belirti ve bulgularından en az biri (öksürük

ve solunum sıkıntısı)

 

KORONAVİRÜS TEMASLI TAKİBİ (Sağlık Kuruluşları tarafından yapılacaktır)

Olası COVID-19 enfeksiyonu olan bir kişi tespit edildiğinde;

  1. Bu kişi ile temas etmiş kişiler ve temasın özellikleri (yakın temas kriteri olup olmadığı)

belirlenerek iletişim bilgileri kayıt altına alınır.

  1. Olası olgunun test sonucu çıkana kadar yakın temaslılara yönelik herhangi bir önlem alınmaz.
  2. Test sonucu negatif gelirse temaslılarla ilgili herhangi bir işlem yapılmaz.
  3. Test sonucu pozitif gelirse;
  4. Yakın temaslılar; evde 14 gün boyunca ateş ve/veya solunum semptomları açısından

takip edilir. Evde temaslı takibi konusunda sözlü ve yazılı olarak bilgilendirilir.

Onamı alınır. Gerekli görülen durumlarda sağlık müdürlüğü tarafından aktif takip

(telefon veya ziyaret ile) yapılabilir.

  1. Temaslılar; 14 gün boyunca kendilerini ateş ve solunum semptomları açısından takip

etmek üzere bilgilendirilir.

  1. Temaslı veya yakın temaslılarda 14 günlük takip süresi içerisinde ateş ve/veya

solunum semptomları (öksürük, nefes darlığı) gelişirse maske takarak sağlık

kuruluşuna başvurması sağlanır.

 

  1. A) YAKIN TEMASLI (Şüphe duyulan durumlarda yapılmalıdır)
  • Kesin veya olası bir vakaya damlacık enfeksiyonuna yönelik korunma önlemleri almadan

doğrudan bakım sağlayan, COVID-19 ile enfekte sağlık çalışanları ile birlikte çalışan veya

hasta ziyaretinde bulunma gibi sağlık merkezi ilişkili maruziyeti olan kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla okul öncesinde ve okul çocuklarında aynı sınıfı paylaşan öğrenciler ve

Öğretmenler.

  • COVID-19 hastasıyla ile direkt temas eden (örn. el sıkışan) kişiler.
  • COVID-19 hastasının salgıları (tükürük, balgam vb) ile korunmasız temas eden kişiler.
  • COVID-19 hastasıyla 1 metreden daha yakın mesafede 15 dakikadan uzun süreyle yüz yüze

kalan kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla aynı kapalı ortamda (hastane veya banka bekleme salonları, otobüs,

servis vb ulaşım araçları) 1 metreden yakın ve 15 dakika veya daha uzun süre bir arada kalan

kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla aynı uçakta seyahat eden yolculardan iki ön, iki arka ve iki yan

koltukta oturan kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla aynı evde yaşayanlar.
  • COVID-19 hastasıyla aynı ofiste çalışanlar.

 

  1. B) TEMASLI (En yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır)
  • COVID-19 hastasıyla aynı kapalı ortamda (hastane veya banka bekleme salonları, otobüs,

servis vb ulaşım araçları) 1 metreden uzak mesafede bulunmuş kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla aynı kapalı ortamda (hastane veya banka bekleme salonları, otobüs,

servis vb ulaşım araçları) 15 dakikadan kısa süre bulunmuş kişiler.

  • COVID-19 hastasıyla 1 metreden daha yakın mesafede 15 dakikadan kısa süreyle yüz yüze

kalan kişiler.

 

EVDE TEMASLI İZLEMİ (En yakın sağlık kuruluşuna bilgi verilmelidir)

 

Olası/Kesin hasta ile teması (yakın temaslı/uçak temaslısı) olanlar 14 gün süreyle izlenir.

COVID-19 enfeksiyonu için doğrulama sürecindeki vakalar ile yakın temas edenler,

temas ettikleri hastanın numune sonucu negatif ise izlem sonlandırılır; pozitif gelirse

izleme 14. güne kadar devam edilir.

  1. Evde izlenen temaslılar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından telefonla takip edilecektir.
  2. Temaslı izlem süresini mümkünse evde geçirmesi uygundur.
  3. Başka kişi/kişiler ile aynı ortamı paylaştığı (ev, sokak, hastane vb.) zaman tıbbi maske

takmalıdır.

  1. Ev halkına bulaşma riskini önlemek için evde takipli hastalar mümkünse evindeki diğer

kişilerden farklı bir odada, mümkün değil ise iyi havalanan bir odada oturmalı, diğer

kişilerden en az 1 metre uzakta olmalıdır ve tıbbi maske takmalıdır, maskenin

nemlenmesi halinde yenisi ile değiştirmelidir.

  1. Eve, ziyaretçi kabul edilmemelidir.
  2. Temaslının ev içindeki hareketi sınırlandırılmalı; tuvalet, banyo gibi ortak kullanılan

alanlar iyi havalandırılmalıdır.

  1. Temaslı, kişisel eşyalarını başkaları ile paylaşmamalı, ev halkının bardak, tabak, havlu

gibi eşyalarını kullanmamalı; eğer kullanması gerekirse bu eşyaları iyice su ve sabunla

yıkamalıdır. Vakanın kullandığı kıyafetve çarşaf, nevresim gibi tekstil ürünleri 60-

90°C’de normal deterjan ile yıkanmalıdır

  1. Banyo ve tuvaletler günde en az bir kez sulandırılmış çamaşır suyuyla (1:100 normal

sulandırmada) (Sodyum hipoklorit) temizlenir.

Solunum yolu sekresyonları veya vücut çıkartıları ile bulaş olması mümkün olan tüm

yüzeylerin sulandırılmış çamaşır suyuyla (1:100 normal sulandırmada) (Sodyum hipoklorit) temizlenir ve belirgin şekilde kirlenme olduğunda ise (1:10 normal sulandırmada) kullanılır.

Banyo ve tuvaletler günde en az bir kez sulandırılmış çamaşır suyuyla (1:100 normal sulandırmada) (Sodyum hipoklorit) temizlenir.

Çamaşır suyu hazırlama oranları (%10’luk):

1/10’luk çamaşır suyu hazırlanışı: 1 ölçü çamaşır suyu +9 ölçü su.

1/100’lük çamaşır suyu hazırlanışı: 1 ölçü çamaşır suyu + 99 ölçü su.

 

 

 

 

TC Sağlık Bakanlığı

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü

Rehberinden alınmıştır (V5, 11 Mart 2020).

 

 

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Çabuk Yoruluyor musunuz?

Demir depomuz;  Ferritin

Ferritin, kan hücrelerinde demir depolayan bir proteindir.

Bir kişinin kanındaki demir seviyelerini kontrol etmek ve birçok sağlık drumunun teşhisine yardımcı olmak için ferritin kan testlerini kullanır. Bunlar;

Demir eksikliği anemisi veya düşük kırmızı kan hücresi sayımı

Hemokromatoz (vücutta çok fazla demir bulunan bir durum)

Huzursuz bacak sendromu

Ayrıca bir kişinin demir depoları hakkında daha fazla şey elde etmek için;

  • Kan demir seviyesi
  • Kırmızı kan hücresi sayılarını kontrol etmek için hemoglobin düzeyi
  • Kemokromatoz’u belirten HFE geni
  • Vücutta ferritin taşıyan bir protein olan transferrin seviyelerini ölçen toplam demir bağlama kapasitesi de değerlendirmede kullanılır.

Kandaki ferritin düzeyi için normal aralıklar aşağıdaki gibidir:

  • Grup                     ng / ml
  • Yetişkin erkekler 20-250
  • Yetişkin dişiler 10–120
  • 40 yaş üstü dişiler
  • Yeni doğanlar 25-200
  • 1 ay 200–600 yaş arası bebekler
  • 2-5 ay arası bebekler 50–200
  • 6-25 yaş arası çocuklar 7-140

 

Düşük ferritin seviyesi ve neden olduğu durumlar

Düşük ferritin seviyeleri baş ağrısına ve soluk cilde neden olabilir.

Düşük ferritin sonucu, demir eksikliğinin güçlü bir kanıtıdır. Vücudun kırmızı kan hücrelerinde bir protein olan ve oksijeni hücrelere kadar taşıyan hemoglobini yapmak demir gereklidir.

Yeterli demir olmadan, bir kişi anemi gelişebilir.

Demir ayrıca; büyüme ve gelişme, normal metabolizma, hormon üretimi içinde gereklidir.

Demir eksikliği anemisi olan bir kişide;

Baş dönmesi

Yorgunluk

Baş ağrısı

Düzensiz kalp atışı

Soluk ten

Nefes darlığı

Zayıflık görülebilir.

 

Düşük ferritin seviyeleri nasıl arttırılır?

Düşük ferritin seviyeleri ağızdan demir takviyeleri ile tedavi edilir. Şiddetli anemi durumlarında kişi intravenöz demir ile tedavi edilebilir.

Tedavide en iyi sonucu almak için; demir emilimini artıran C vitamini kaynağıyla oral demir takviyesi alınmalıdır.

Demir takviyesi alındıktan sonraki 2 saat içinde anti-asitler, kalsiyum takviyeleri ve çay veya kahve içilmemelidir.

Demir takviyesi sonrasında ferritin ve kan demiri seviyeleri normale dönmezse, eksikliğin nedenini belirlemek ve buna göre tedavi etmek için ek testler yapıbilir.

Demir eksikliğinin olası nedenleri arasında şunlar vardır; Fibroidler veya polipler, ağır adet dönemleri ve peptik ülserler sayılabilir.

Yüksek ferritin seviyeleri

Normalden daha yüksek ferritin seviyeleri şu sebeplerden dolayı olabilir.

Hemokromatoz

Romatoid artrit gibi kronik enflamatuar hastalıklar.

Ağır alkol kullanımı

Hodgkin lenfoma (lenfatik sistemi etkileyen bir kanserdir)

Hipertiroidi (tiroid bezi çok fazla tiroid hormonu üretir)

Lösemi (kemik iliğinin kanseri)

Karaciğer hastalığı

Porfiri (cildi ve sinir sistemini etkileyen bir bozukluklar grubudur)

Birkaç kan transfüzyonu geçirmiş insanlar da yüksek ferritin seviyeleri gözlemlenebilir.

Yüksek ferritin seviyeleri nasıl düşürülür

Yüksek ferritin seviyelerini tedavi etmek için flebotomi (kan aldırma, hacamat) önerilebilir.

Yüksek ferritin seviyeleri için tedavi, altta yatan primer nedene bağlıdır.

Kalıtsal hemokromatoz için tipik olarak bir kişinin düzenli olarak flebotomi yaptırması önerilmektedir.

Alınan kan miktarı ve onu ne sıklıkta alındığı, bir kişinin yaşına, sağlığına ve ferritin seviyelerine bağlı olarak değişebilir. İlk başta, kişi ferritin seviyeleri normale dönene kadar haftada yaklaşık 500 ml kan alınabilir.

Bu kişilerin normal kan ferritin seviyelerini korumak için sürekli olarak tedaviye ihtiyacı olacaktır.

Ferritin seviyesinin yükselmesine neden olan diğer koşulları olanlar, nedene bağlı olarak, ilaç veya ek tedaviler alabilirler.

  • Yapılan bir araştırmada; Aşırı demir yüklenmesi, insülin direnci ve tip 2 diyabet riskini arttırır; Bununla birlikte, ikisini birbirine bağlayan kesin mekanizmalar hala bilinmemektedir.
  • Serum ferritin düzeylerinin insanlarda metabolik sendromun varlığını veya yokluğunu tahmin edebileceğini ve kan glikozu düzenleyici olan adiponektin (yağ hücrelerinin ürettiği protein) ifadesiyle ters ilişkili olduğunu bildirdi
  • Adipositlerin demir ile tedavisi adiponektin seviyelerini düşürerek, adipositlerin besin ve demir saptamada merkezi bir rol oynadığını gösterir. Ayrıca, insan hastalarda serum ferritin seviyelerinin azaltılması insülin duyarlılığını ve glukoz toleransını arttırdı. Bu çalışma, adipositlerin metabolik hastalıklarda önemini vurgulamakta ve diyabet için olası bir tedavi olarak demirin azaltılmasına işaret etmektedir.
ileDr. Öğr. Üyesi Adnan KARAİBRAHİMOĞLU

Hangisi daha acı veriyor? Uçuk mu, Aft mı?

Uçuk veya Aft’dan muzdaripseniz Buyrun…

Çok fazla önemsemediğimiz ancak sürekli olarak bizi rahatsız eden küçük bir sağlık sorunumuz vardır.

Gündelik yaşam konforumuzu etkilemekte, hatta yemek yeme, konuşma veya uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Kazara dişimizin çarpması, bir darbe veya yakıcı (asitli) gıdalar nedeniyle şiddetli bir acı duyarsınız. Uçuk veya afttan bahsediyoruz.

Pek çok kişi, aft ile uçukları karıştırmaktadır ya da aynı şey olduğunu zannederler, fakat değildir.

Öncelikle, bu ağız yaraları farklı yerlerde ortaya çıkar: aftlar ağız içinde belirir. Oysa uçuk ağzımızın dış kısmında ortaya çıkar.

Aynı zamanda, aft bulaşıcı olmasa da uçuklar bulaşıcı bir virüs içerir. Birini öptüğünüzde, aynı kaptan içtiğinizde veya kaşık/çatal gibi yemek araçlarını başkaları ile paylaştığınızda uçuğun bulaşma riski vardır.

Aftların (aftöz ülser) nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte üzüntü veya stres en olası nedenidir. Diş hekimleri, ağız yaralanmalarından sonra ortaya çıktığını belirtmektedir. Örneğin, herhangi bir nedenle dudak veya dilin ısırılması, diş fırçalama esnasında fırça darbeleri veya alınan gıdalar. Limon, portakal, ananas, elma, domates ve çilek gibi asidik sebze veya meyveler, steroid olmayan ağrı kesici (NSAİ) ilaçlar aft oluşmasına neden olabilmektedir.

Aşağıdaki durumlar geliştiğinde ağzınızda aft çıkma ihtimali vardır:

  • Dilinizde küçük kabarıklar, damağınızda veya boğazınızda ağrılı bir yara (lezyon) varsa
  • Ağız iç duvarında karıncalanma veya yanma hissi varsa
  • Ağız iç duvarı veya diş etlerinde etrafı kırmızı, ortası beyaz yuvarlak kabarcık oluştuysa
  • Yüksek ateş, fiziksel yorgunluk ve şişmiş lenf bezleri varsa

Aftlar genellikle bir hafta kadar sürer ve sonrasında kendiliğinden geçer. Ancak bu sürede yemek yemeyi ve konuşmayı zorlaştırabilir. Bu nedenle, daha hızlı bir şekilde iyileşmesi için bir çare arayabilirsiniz.

İşte “ağzı günde birkaç kez yüksek oranda konsantre tuzlu su ile çalkalamak ağrıyı ve inflamasyonu azaltmada kolay ve etkili yollardan biri” olabilir.

Yarım bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz koyarak çözeltiyi kolayca hazırlayabilirsiniz. Ağzınızı iyice çalkalayın ve tükürün (yutmayın).

Ayrıca, ayva çekirdeklerini yarım çay bardağı su içine ıslayarak birkaç gün sonra şeffaf bir jel elde edersiniz. Bu jelin aft üzerine sürülmesinin de ağrıyı azaltarak daha kısa sürede iyileşmeyi sağladığı belirtilmektedir.

Uçuklar, tipik olarak burun altında, dudak kenarlarında veya nadiren de olsa çene bölgesinde ortaya çıkan içi sıvı dolu kabarcıklardır. Herpes simpleks virüsü tip-I (HSV)’in neden olması ile ortaya çıkar.

Genital herpes (HSV) tip-II ile ilişkili olmasına rağmen birbirlerinden farklıdırlar. Uçuk belirtileri, dudak kenarında karıncalanma ve bir süre sonra yanma hissi ile başlar. Sonrasında sıvı dolu küçük kabarcıklar belirir. Kabarcıklar bir süre sonra patlayıp dışarıya sıvı bulaştırır. Uçuk atakları belirli bir süre sonra aynı yerden tekrar çıkar. Ateş, boğaz ağrısı veya şişen lenf bezleri uçuğun diğer belirtileridir.

Uçuk yaralarınız olduğunda bardak veya tabaklarınızı başkaları ile paylaşmayın. Birisini öpmekten kaçının. Bulaşma olasılığı düşükte olsa virüsün başkalarına geçme olasılığı olduğunu unutmayın.

Stres, soğuk algınlığı, vücut direncinin düşmesi, güneş ışığına maruz kalma gibi nedenler uçukların ortaya çıkma faktörleri arasında sayılabilir. Genellikle iki haftaya kadar devam ederler. Ancak birtakım uygulamalar ile acıyı ve yanmaları azaltmanın yolları vardır:

  • Büyümeyi ve yanmayı azaltmak için uçuğa buz uygulanabilir
  • Ağrıyı azaltmak ve kabarcıklar üzerindeki kabuğu yumuşatmak için topikal bir nemlendirici ilacı kullanılabilir
  • Eczanelerden anti-viral bir uçuk kremi rahatlıkla alınabilir
  • Dudakları güneşten korumak için 30 koruma faktörlü bir koruyucu veya dudak nemlendiricisi kullanılabilir

 

Daha dingin, daha stressiz yaşam dileğiyle…

 

ileDr. Öğr. Üyesi Adnan KARAİBRAHİMOĞLU

Ekmek ve Gluten İntoleransı

EKMEK ve GLUTEN İNTOLERANSI

Peki, hayatımızın içerisinde bu kadar önemli bir yere sahip olan ekmek gerçekten bu kadar masum mu?

Son elli yıl içerisinde organik tarımdan uzaklaşılması, ekmek yapımında kullanılan katkı maddelerinin sayısındaki artış ve tarımsal ilaçlama nedeniyle ekmek masumiyetini yitirdi.

Görüntüsü ve çekiciliği artsa da artık sağlıksız hale gelmeye başladı. Ekmekteki lezzeti artırmak için beyaz un elde edilmeye başlandı. Buğday, kepek ve ruşeyminden ayrıştırıldı. Lif oranı azalıp nişastası artan ekmekler zamanla insanları tehdit eder hale geldi.

Günümüzde tüm diyetlerin vazgeçilmez kurallarından birisi de karbonhidrat alımının düşük seviyede tutulmasıdır. Nişasta oranı yüksek ekmek türleri ve pirinçten uzak durulması önerilmekte, ekmek olarak tam tahıllı veya karışık tahıllı esmer unlu mamuller önerilmektedir.

Bunun nedeni yalnızca lif oranı yüksek ekmeklerin yüksek oranda su çekip tokluk hissi oluşturması değil, ruşeymin biyolojik değeri çok yüksek olan proteinlerden oluşmasıdır. Alınan protein miktarının artması kişiye hem enerji kazandırır hem de daha kolay yakılır. Ayrıca arpa, yulaf, çavdar gibi taneler vitamin ve minerallerce zengin olduklarından metabolizma, kan şekeri, tansiyon ve kolesterol üzerinde düzenleyici rol üstlenirler.

Buğdaygiller ailesine ait tahılların en büyük problemlerinden birisi gluten adlı proteindir. Unun hamur olma ve mayalanma işlevini bu protein üstlenir. Buğdaygiller grubuna dahil olan tahıllarda bulunur. Pirinç ve mısır gibi tahıllarda gluten proteini bulunmaz. Birçok madde gibi gluten de bazı bünyeler için alerjen bir maddedir.

Gluten normal insanların mide veya bağırsağında kolaylıkla sindirilir. Ancak bazı kişilerde gluten intoleransı şeklinde kronik bir reaksiyon olarak ortaya çıkar. İnce bağırsaklardaki villüslerin kaybolmasına yol açarak malabsorbsiyona neden olur.

Bu sorun, daha çok “çölyak” isimli otoimmün bir hastalık olarak adlandırılmaktadır. Milyonlarca insanın hayatını etkileyen ve ülkemizde de gittikçe artan bir hastalık olan çölyak için kesin bir tedavi yöntemi bulunmamıştır. En etkili yöntem glutensiz diyettir. Bu amaçla, çeşitli gıda ürünleri market raflarında yerlerini almışlardır.

Çölyak epidemiyolojisi için kaynaklar, orta doğu ülkelerinde buğday ağırlıklı beslenildiği için daha sık görüldüğü, Asya ülkelerinde pirinç ve Amerika’da mısır yaygın olduğundan bu bölgelerde daha az sık görüldüğü belirtilmektedir (1, 3).

Son zamanlarda karşılaşılan vakalarda yalnızca belirgin olarak çölyak hastalarında değil ekmek ağırlıklı beslenen kişilerde gizli bir glüten alerjisi ortaya çıkmaktadır. Genel olarak hazımsızlık olarak bilinen bu durum aslında bağırsakların karbonhidrat ve proteinlere karşı direnç geliştirip yeterli düzeyde sindirememesidir. Bu durum en fazla glüten ve laktoz intoleransı olarak belirmektedir.

Düzenli sindirilmeyen gluten ve laktoz, şişkinliğe ve gaz şikayetlerine yol açmakta; kolit, enterit, aerofaji ve divertikül gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Uzun vadede ise kilo artışı kişinin yaşam konforunu olumsuz etkilemektedir. Kilo alımıyla beraber damar çeperlerinin yağlanması, kan dolaşımının yavaşlaması nedeniyle kalbin yorulması, tansiyon düzensizlikleri, şeker ve kolesterol düzeylerindeki dengenin bozulması zaten hepimizin malumudur (4).

Daha lifli, daha az tuzlu ve katkısız haliyle doğal ekmeğe dönüş başlamış olsa da mayalama ve pişirim teknikleri henüz istenilen aşamaya gelmemiştir. Ayrıca yalnızca ekmeğin doğal olması yeterli olmayacaktır.

Dengeli beslenme, enerji yakacak hareketlerin artırılması, yavaş yemek, sigaradan uzak durmak, geç vakitlerde gıda almamak ve ağız/diş sağılığına önem vermek gibi önemli fakat genellikle uygulamakta zorlandığımız davranış biçimlerini içselleştirmemiz gerekmektedir.

Daha sağlıklı bir yaşam dileğiyle…

 

Kaynaklar

  1. http://www.besinpiramidi.com/gluten.php
  2. Greco L.,From the Neolithic Revolution to Gluten Intolerance: Benefits and Problems Associated with the Cultivation of Wheat, Journal of Pediatric Gastroenterology & Nutrition, 1997, 24, 14-17
  3. http://www.mylifediyet.com/haber_detay.asp?PageID=80
  4. http://www.taylankumeli.com/haberler.asp?id=490
ileDr. Öğr. Üyesi Adnan KARAİBRAHİMOĞLU

Un ve Ekmek

UN ve EKMEK

Birçok alfabenin ilk harfi A-Alfa-Alef-Elif şeklindedir. Zaten alfabe kelimesi de ilk iki harfin birleşiminden meydana gelmiştir. Bilindiği gibi “Alef-Alfa” harflerinin anlamı “öküz”, “be-bet-beta” harfinin anlamı da “ev” demektir. Öküz kafası şeklinden A harfi oluşmuştur. Harfe tersten bakınca “” sembolünü görürüz.

Öküzün eski çağlardaki anlamı hayvanların evcilleştirilmesi ve kullanılmasıdır. Öküz gibi güçlü bir hayvanın tarımsal faaliyetlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tarım, alfabeye ilk harfi verecek kadar önemli bir olgu olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihçiler, ilk tarımsal faaliyetlerin MÖ 10.000-8000 yılları arasında yapıldığını iddia etmektedirler. Ancak, insanoğlunun beslenme ihtiyacı ilk dünyada ortaya çıktığından beri vardı. Yalnızca avladığı hayvanlar ile beslendiği düşüncesi yetersiz kalmaktadır. İslam inancında Cebrail(AS)’ın Hz. Adem’e buğday tarımını ve un yapımını öğrettiğine inanılmakta, bu nedenle fırıncılar Adem’i “PİR” yani usta olarak anmaktadır. İster Hz. Adem ile başlamış olsun isterse Neolitik çağda tarımın başladığı düşünülsün insan için vazgeçilmez olan, tahılların ekilmesi ve bundan yiyecek elde edilmesidir. Dolayısıyla buğday veya diğer tahılların ekilmesi ve un elde edilerek ekmek yapılması insanoğlu ile beraber süregelmiştir.

İnsanların, ilk dönemlerde deneme yanılma yolu ile kendisini besleyecek ekmeği yaptığı bilinmektedir. Mısır hiyeroglifleri, taşlar arasında ufalanan tahıl taneleri ile un yapılıp, daha sonra toprak kaplarda ekmek pişirildiğini göstermektedir.

Mısırlılar ekmekçilikten keyif alırdı, dahası onlar için ekmek, yaşamlarının simgelerinden biriydi. Ekmek Mısırlılar için o kadar önemliydi ki ölenler bundan sonraki hayatlarında da yoksun kalmasınlar diye mezarlarına bir parça ekmek konuyordu.

Ekmek başlıca gıdaları olduğu gibi maaşlarını da ekmek üzerinden alıyorlardı. Piramitleri inşa edenlere emekleri karşılığında ekmek veriliyordu. Kişinin maddi durumu kaç somunu bulunduğuna göre ölçülüyordu.

Biracılıktan elde ettikleri mayayı ekmek hamurlarını fermente edip şekillendirmede kullanıyorlardı. Ancak hamurun nasıl fermantasyona uğradığını bir türlü çözemiyorlardı. Mısırlılar zamanla değişik unlar kullanıp çeşitli şekiller bularak ekmek somununu bir sanat yapıtı gibi işlemeye başladı.

Yaygın inanışa göre Mısırlı bir fırıncı, unutkanlığından hamurun bir parçasını yoğurmamış, sonra da bunu bir sonraki hamura ilave etmiş, böylelikle tesadüfen bir yöntem geliştirmiştir. Eski Mısırlılar ihtiyaç fazlası hububatı Yunanistan’a ihraç ederdi. Buradan eski yunan uygarlığına ekmeğin geçtiği ve yaklaşık 70 çeşit ekmek yapıldığı ören yerlerindeki yazılarda görülmektedir.

Zamanla birçok toplulukta, pişirilen ekmeğin çeşidine göre Fırıncı Loncaları kurulmaya başladı. Loncalar dürüst fırıncılara kol kanat geriyor hem de topluluk içinde statü kazandırıyordu. İlk olarak İngilizler tarafından kurulan Ekmek Mahkemeleri yüzyıllar boyunca ekmeğin gramaj ve fiyatını tespit etti.

1835’te Caignard de Latour, Scwann ve Kutsing gibi bilim adamları tomurcuklanma yoluyla yeniden üretilebildiğini gördükleri mayanın canlı bir organizma olduğu sonucuna vardılar. 1838’de bira mayasına Meyer tarafından ‘Saccharomyces cerevisia’ adı verildi.

1859’da ünlü Fransız bilim adamı Louis Pasteur fermantasyona yol açan organizmanın maya olduğunu ortaya çıkardı. Ocak tasarımları ve un öğütme teknikleri daha da geliştirildi.

Emil Christian Hansen, katıksız maya parçacıkları elde etmeyi başardıktan sonra 1870’lerden itibaren yaş maya üretimine başlandı. Bu, mayanın sağlamlığı açısından devrimdi. Artık ekmekçiler ve biracılar aldıkları mayayı gönül rahatlığıyla kullanabiliyorlardı.

Yakın geçmişte, ekmek katkı maddelerinin bulunması, daha kaliteli hububat yetiştirilmesi, öğütme tekniklerinin ilerlemesi kadar ekmek pişirmede kullanılan araçların giderek geliştirilmesiyle de birlikte hamuru daha iyi fermente etmek, ekmeği daha düzgün pişirmek mümkün olabilmiştir.

Ekmek öteden beri ağız tadının temelidir. Bir kıtadan diğerine şekli değişse de tüm dünya da her gün ekmek yenmektedir ve ekmeğin gelişimi insanoğlunun, kültürlerin ve toplumların gelişimiyle paralellik göstermektedir (2).

 

Kaynaklar:

  1. http://www.besinpiramidi.com/gluten.php
  2. GrecoL., From the Neolithic Revolution to Gluten Intolerance: Benefits and Problems Associated with the Cultivation of Wheat, Journal of Pediatric Gastroenterology & Nutrition, 1997, 24, 14-17
ileUzm. Dr. Sevilay ERİŞ

İnternet Doktor(cu)luğu !!!

Gerek konu komşudan, gerek kadın programlarından dinleyerek, gerekse de artık günümüzde olduğu gibi, emzik misali elinde zaten sürekli bulunan cep telefonundan internete girivererek, hızlıca okunuveren birkaç yazı ile olunan doktorluk şeklinin hepsine birden topluca  ‘doktorculuk’ diyebiliriz.

Elbette ki eğitim her şekliyle iyidir. Okumak her şekliyle faydalıdır, araştırmak her yönüyle geliştirir insanı.

Lakin birkaç sütun yazı okuyup, internette birkaç web sitesi dolaştıktan sonra eğer kendini  doktorcuk zannediyorsan, bilginin deneyim ile yoğrulduktan sonraki adının artık ‘ilim’ olduğunu bilmiyorsan, komşunun bir cümlesi hekiminin sözlerinden daha kıymetli ve öncelik taşıyorsa, işte o zaman kendine dön ve bir sor bakalım: Ben ne yapıyorum, ne yapmaya çalışıyorum?

Günümüzde sanki birçok kişi yemek yerken, otobüs durağında beklerken vs. cep telefonundan internet  aracılığıyla okuduğu birkaç  sayfa yazı ile birkaç dakika veya daha iyi ihtimalle saat  içerisinde, internet üniversitesinin tıp fakültesinden mezun olmakta gibi…

Hatta birkaç dakika daha okumayı ve araştırmayı sürdürüp üzerine  youtube dan birkaç video falan da izlerse, artık kendini ihtisas da yapmış farzetmekte gibi…

Hele de birkaç yakınına, onlarca gittiği doktorun bir türlü teşhis edemediği tanıları koymaya başlayınca yandı gülüm keten helva.

Artık üst ihtisas mı tamamladığını zanneder, akademik kariyerinin zirvesine tırmandığını mı onu bilemem…Bu da ulu google a sorulabilir:)

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 

Uzm. Dr. Sevilay ERİŞ

ileUzm. Dr. Sevilay ERİŞ

Bedenin Efendisi; Bilinçaltı

Duygular, tepkiler, düşünceler, sorumluluklar, anılar, alışkanlıklar, hedefler, değerler, inançlar, kalıplar, deneyimler, ağrılar, bağımlılıklar, sezgiler, hastalıklar, bedensel işlevler vs vs gibi milyonlarca verinin depolandığı kutsal alan: Bilinçaltı.

Bilinçaltı dediğimiz, beyinde bir oluşum, bir oda demek değildir. Zihin modelinde, zihin işlevinin %10’u bilinç, %90’ı ise bilinçaltı tarafından yürütülür. Bir buz dağı gibi düşünülürse, daha net anlaşılabilir.

Hani o çok mantıklı davrandığınız anlar var ya, hani çok adil kararlar verdiğiniz zamanlar… Hani o çok iyi işlettiğiniz süreç yönetimi… Gibi gibi gibi birçok durumun biricik yöneticisi ve sorumlusu %90 ihtimalle bilinçaltıdır. Yani buz dağının o meçhul su altındaki kısmı…

Hatıraların depolanma ve düzenlenme yeridir de aynı zamanda. Anıları kaydederken, acı-tatlı olarak ayırırken, bunu duygulara göre yapar.  Duygular, dilidir bilinçaltının. Hatırayı, hayatın herhangi bir döneminde, ama çok daha önce hissettiği aynı duygu ile beraber eşleştirir ve depolar.

Yazının devamını  okumak için tıklayınız.

ileUzm. Dr. Sevilay ERİŞ

Tanışalım mı Şekerim?

Rengarenk şekerlemeler, bisküviler, çikolatalar, tatlılar, kurabiyeler, kekler, dondurmalar, reçel, kola, gazoz, meyve suları, aromalı içecekler, aromalı maden suları, vs vs nin gerçek yüzleri ile tanışalım mı?

Nasıl da sinsi ama masum şekilde hayatımızın orta yerinde vakur bir kraliçe gibi duruvermekteler… Kimisi cancanlı paketleri ile, kimisi iç gıcıklayan reklamlarla, kimisi paketlerinin üzerinde kocaman harflerle ‘katkısızdır’ yazısı ile güven vererekten, kimisi de kola gibi, yıllar önce ilk üretimindeki şişesinin kıvrımlarının bir kadın vücuduna benzetilerek, bilinçaltına subliminal bir mesaj olarak girivererekten…

Yüz yıl önce bir kişi bir yılda ortalama 2.5kg şeker tüketirken, şimdilerde akıllara ziyan bir şekilde 75kg’a yükselmesi pek de hayra alamet görünmüyor.

Bir çakma star gibi adeta. Peşinde milyonları sürüklüyor namert…

Ama bugün ‘tanışma günü’. Yeni tanışan iki insan gibi yapacağız. Karşı tarafı daha yakından tanımak için şöyle bir süzmek yeterli değildir ya hani. Meziyetlerini, marifetlerini, nelerle uğraştığını anlamaya çalışırız yeni tanıştıklarımızın değil mi? Şekerin de özgeçmişi ile birlikte başka ne maharetleri varmış görelim bakalım.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Uzm. Dr. Sevilay ERİŞ