Aylık arşiv 23 Kasım 2018

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

OKSİDATİF STRES VE YAŞLANMA

Yaşlanma, strese uyum cevabında azalmaya yol açan ve yaşla ilişkili hastalıkların riskinin arttığı, fonksiyonlarda ilerleyici ve yaygın bir bozukluk olarak tanımlanabilir. Yaşlanan bireyin dışarıdan gelen uyarılara karşı organ ve sistemlerin dengesini koruması giderek zorlaşır. Yaşam boyunca pek çok süreç değişik düzeyde fizyolojik ve patolojik hasara yol açarak yaşlanmaya katkıda bulunur. Yaşlanma ile ilgili 1990 yılında yapılmış bir derlemede 300’den fazla teorinin bulunduğu belirtilmiştir.  Bu konudaki bilgi birikimi her geçen gün artmaktadır. Hemen her yaşlanma modeli, yaşlanma ile ilgili tek bir mekanizmaya odaklansa da, yaşlanma oldukça karmaşık bir olay olduğundan tek bir mekanizma ile açıklanması mümkün gözükmemektedir. Burada çağımızda da artık birçok kronik hastalığın patogenezinde yer alan oksidatif stres ve yaşlılık ilişkisine bakacağız.

Oksidatif Stres (Serbest Radikal Teorileri):

Günümüzde en çok rağbet gören yaşlanma teorilerinden biridir. Oksidan maddeler olan reaktif oksijen ürünleri (ROÜ) ve reaktif nitrojen ürünleri (RNÜ), birincil olarak mitokondrilerde üretilirler. Bu oksidan maddeler hücrelerde oksidatif hasara neden olur.  Oksidan maddeler, hem yaşlılıkla ilişkili dejeneratif hastalıkların (Alzheimer hastalığı ve ateroskleroz gibi) patogenezinde, hem de doku atrofisi gibi yaşlılık sürecinin sonucu olan durumlarda önemli rol oynarlar. Bununla birlikte ROÜ ve RNÜ, büyüme, apoptoz ve nörotransmisyonda görevli sinyal molekülleri olarak da fizyolojik görevler üstlenmektedirler.

Yaşlanma ile birlikte oksidan maddelerin miktarı artar ve oluşturacakları hasarı engellemeye çalışan antioksidan sistemler yetersiz kalır. Yaşlılıktaki temel sorunun, hem faydalı hem de zararlı etkileri olan oksidan madde regülasyonunun yaşlanma ile birlikte bozulması olduğu düşünülmektedir. Sonuçta oksidatif değişiklikler daha çok yenilenme kabiliyeti olmayan nöronlar ve kardiyak miyositlerde görülmektedir. Bunun nedeni bu hücrelerin oksidan hasarı hücre bölünmesi yoluyla azaltamamaları olabilir.

Oksidan maddelerin iki ana kaynağı vardır:

-Birincil kaynak olan mitokondrilerde elektron transport zincirinde ROÜ; nitrik oksit sentetaz reaksiyonu ile de RNÜ üretilir.

-Yaşlanma ile birlikte mitokondriyal makromoleküllerde oluşan oksidatif hasar nedeniyle disfonksiyonel mitokondriler birikir.

Mitokondri dışı oksidan madde kaynakları arasında fenton reaksiyonu, mikrozomal sitokrom p450 enzimleri, fagositoz yapan hücrelerin respiratuar saldırısı ve peroksizomal β-oksidasyon sayılabilir.

Bu yollarla üretilen oksidan maddelerin yaşlılıkla ilgili bazı hastalık ve durumlarda özgül rolleri olabilir. Örneğin, ilaç metabolizmasında görevli olan sitokrom p450 enzimleri yaşlanma ile birlikte azalır. Bu da ilaç reaksiyonları ve toksisitelerinin yaşlılıkta daha sık görülmesinden sorumlu olabilir.

Yaşlanma ile ilişkili oksidatif streste en kritik hedeflerden biri de DNA’dır. Bir taraftan DNA bazları ROÜ tarafından modifiye edilirken, diğer taraftan DNA tamir enzimleri bu lezyonları tamir etmeye çalışırlar. Ancak tamir edilemeyen lezyonlar yaşla birlikte birikirler. Yaşlanma ile birlikte mitokondriyal DNA’da (mtDNA) görülen oksidasyon, nükleer DNA’dakine göre çok daha ön plandadır. Bunun ana nedenleri mtDNA’nın nükleer DNA gibi histonlar tarafından korunmaması ve oksidan maddelerin temel üretim yerinin mitokondri olmasıdır. Bu mtDNA’da mutasyonların daha sık oluşmasına yol açar. mtDNA respiratuar zincirin proteinlerini kodladığından, mtDNA mutasyonu sonucunda elektron transferinde azalma olduğunda ROÜ üretimi artar ve böylece kısır bir döngü oluşur. Memelilerde mitokondriyal peroksit üretimi ile yaşam süresi arasında ters orantı olduğu tespit edilmiştir. Yaşlı farelerin fibroblastlarından mitokondri izole edilerek genç farelerin hücrelerine enjekte edildiğinde hızlı bir yaşlılık sürecinin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.

Mitokondrilerin oksidan madde üretimlerinin ölçülmesi teknik olarak oldukça zordur. Günümüzde bunun yerine oksidatif stresin biyolojik belirteçlerinin kullanılması tercih edilmektedir. Örneğin, yaşlılıkla ilişkili bazı hastalıkların patogenezinde önemli olan lipid peroksidasyonu, ekspire edilen havadaki etan ve pentan gibi biyolojik belirteçlerle tayin edilebilir. Ayrıca mitokondriyal gen ürünlerinden biri olan 16S rRNA oksidatif strese karşı çok hassastır. Yaşlanma ile birlikte 16S rRNA ekspresyonu yaşam süresi ile doğru orantılı olarak azalır. Bu nedenle, 16S rRNA da hücresel yaşlanmanın biyolojik belirteçlerinden biri olarak kullanılabilir.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

SOLUNUM OKULU (SİGARA VE KOAH)

Alınan tüm önlemler ve bilgilendirmelere rağmen sigaraya başlama yaşı giderek düşmektedir. Sigara tiryakiliği, en öldürücü toplumsal zehirlenme olayıdır. Ölüm, sigara yüzünden oluşan hastalıklar sonucu meydana gelir. İnsanları sigaraya bağımlı hale getiren madde ise nikotindir. Nikotin, kalp atışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kanın pıhtılaşma riskini artırır.

Sigara dumanındaki karbon monoksit gazı, kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır, dokular yeterince oksijen alamadığından egzersizde çabuk yorulma ortaya çıkar. Her sigarada vücut için zehirli, tahriş edici, kanser yapıcı ya da kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı 4000’den fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Sigara dumanına maruz kalmak kalp hastalığı riskini % 25-30’a kadar, akciğer kanseri riskini % 20-30’a kadar artırmaktadır. Sigara; Akciğer kanseri ölümlerinin % 90’ından, tüm kanser ölümlerinin % 30’undan sorumludur. Sigara içmeyen ancak dumanına maruz kalanlarda akciğer kanseri riski 3 kat artmıştır. Sigara içenlerde akciğer kanseri dışında ağız, dil, dudak, gırtlak, yemek borusu, pankreas,  mesane, bobrek, prostat ve rahim ağzı kanseri riski 30 kat artmıştır. Sigara içilmesinin vücuttaki zararlı etkileri ise; mide kanseri ve mide ülseri, kemiklerde erime, damarlarda tıkanma, ciltte kırışıklıklar, parmaklarda sararma, kısırlık, çocuk düşürme, sağlıksız bebek doğurma, cinsel güç kaybı, kronik baş ağrısı ve diş eti hastalıklarına neden olmaktadır. Neden sigara içiyoruzun cevabı ise; tütün içerisindeki nikotin psikositümülan bir maddedir ve keyif verici etki de nikotine bağlıdır. Bağımlılık ortaya çıkarma özelliği açısından eroin, kokain ve alkolden hiç farkı yoktur. Sigarayı ilk kez deneyen her üç kişiden biri tek bir sigara ile bağımlı hale gelmektedir. İçilen ilk sigara henüz nikotinin etkileri bilinmediği için bu davranış nikotinin etkilerinden değil tamamen sosyal değerlerden dolayıdır. Dünyada toplam olarak 1.3 milyar kişi sigara içmektedir. Bu sayının en büyük bölümü Çin, Hindistan ve Endonezya’da bulunmaktadır. Dünyada sigara içenlerin üçte ikisi, Türkiye’nin de aralarında olduğu 10 ülkede yaşamaktadır. Türkiye’de 18 yaş ve üzeri sigara içme sıklığı %32,1’dir. Meslek grupları arasında öğretmenlerin sigara içme sıklığı ülke genelinde yapılan araştırmalara göre %32 ile %42.7 arasındadır. Adolesanlar arasında sigara kullanımı konusunda yapılan çeşitli çalışmalarda değişik yaşlarda sigara kullanım sıklığı erkeklerde %1.1 ile 52.4 arasında, kızlarda ise % 0.7 ile 21.1 arasında bulunmuştur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; Dünya’da en büyük sağlık sorunu sigaradır. Sigara bağımlılığı bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Önlenebilir en önemli hastalık ve ölüm etkeni sigaradır. Bu nedenle toplumsal bilinci öncelikle öğretmenlerimize ve rol model olarak onların öğrencilerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Projemiz kapsamında milli eğitime bağlı okullarda ortaokul ve lise seviyesinde görevli 5 grupta toplam 250  öğretmene solunum okulunda eğitim verilmiştir. Proje sonunda katılan öğretmenlerimize sertifika verilerek, sigara konusundaki farkındalıklarını öğrencilerine aktarmaları istenmiştir.

Proje kapsamında bir çok disiplinden Öğretim Üyesi arkadaşlarım destek vermiştir. Burada hepsine tekrar teşekkür ediyorum.

Projemiz medya da da geniş yer bulmuştur. Bununla ilgili haberleri buradan okuyabilirsiniz.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Çağımızın gerçeği; Elektromanyetik Radyasyon

Günümüzdeki tüm teknolojik gelişmeler insanoğlunun son 100 yılına dayanmaktadır. Birçok görüntüleme ve analiz yöntemlerinin hayatımıza girmesi ile artık makrodan mikro düzeye inebildik. Bu da gün geçmiyor ki yeni buluşlara kapı aralamasın. Burada uzun yıllardır araştırma yaptığım elektromanyetik radyasyon ve etkilerini paylaşmak istiyorum. Çünkü yapılan araştırmalar insan sağılığı üzerindeki etkilerinin hiçte iyi olmadığı yönünde.

Günümüzde herkes elektrikli ev aletleri, cep telefonu, kablosuz internet kullanıyor ve bunlar hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Kullanım konusuna itirazım yok ama nasıl güvenli kullanabiliriz sormamız gereken soru bu bence. SAR (Bağıl Soğurulma Hızı) değerini duymuş muydunuz? İnsan vücudu soğurulma karakteristiği dikkate alındığında, EM frekans bandı üç alt bölgeye ayrılabilir. 1. 30 MHz’den daha küçük alt rezonans bölgesinde insan gövdesi için yüzey soğurma belirgindir, fakat boyun ve bacaklarda enerji soğurulması hızla artar. 2. Tüm vücut için 30–300 MHz rezonans bölgesinde ve hatta vücudun bir kısmının rezonansı için daha yüksek frekanslarda, özellikle kafa için, çok dikkatli olunmalıdır. 3. 400 MHz’den 3 GHz’e kadar olan aralıkta ısı etkisi mevcuttur. Bu bölgede özellikle 100 W/m2’lik güç yoğunluğunda bölgesel enerji soğurulması beklenebilir. Frekans arttıkça soğurulan enerji azalır ve ısıtma etkisi artar, örneğin 915 MHz’de çalışırken birkaç kaç santimetre ve 2.45 GHz’de ise birkaç milimetre olmaktadır. Burada asıl olan etki genellikle oksidatif stres ve ısı artışı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da maruz kalınan süre ve uzaklığa bağlı olarak ta değişmektedir. Bunun için yapılabilecek bazı önlemleri hayatımıza sokabiliriz.
  1. Cep telefonlarını kullanmadığınız zamanlarda üzerinizde taşımak yerine sesini duyabileceğiniz bir uzaklığa bırakın.
  2. Evinizde kablosuz ağ kullanıyorsanız yatarken mutlaka modemi kapatın.
  3. Evinizdeki modem en az kullandığınız ve yatak odası ile çocuk odasına en uzak olan yere yerleştirin.
  4. Cep telefonlarınızın çalıştığı 90 MHz veya 1800 MHz bandında sürekli sinyal alışverişi olduğu için yatarken lütfen kapatın veya uçak moduna alın.
  5. Cep telefonlarında bulunan 3G/4G ağları da cep telefonu sinyallerine ek olarak 2100 MHz bandında veri alışverişi sağladığı için lütfen uyurken uçak moduna alın.
  6. Ayrıca özellikle erkek ve dişi cinsiyet için dizüstü bilgisayarları diz üzerinde üreme organlarına yakın olarak kablosuz ağa bağlanıp uzun saatler çalışmayın.
Bütün bu verilerle ilgili bilimsel çalışmalarıma göz atmak isterseniz buradan okuyabilirsiniz.  
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kadın ve Erkek İnfertilitesinde Antioksidanların Önemi

İnfertilite1 yıl boyunca, haftada en az 3 kez cinsel ilişkiye rağmen gebe kalınamaması durumudur.  Tüm toplumda infertilite oranı %15’ler civarındadır. Günümüzde bilimsel araştırmaların önemli bir konusu olan ve birçok patofizyoloik süreci olumsuz etkileme potansiyeli olan Oksidatif stres’in insanda, fertiliteyi de olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. İnsan vücudunda Oksidan ve antioksidan sistemlerin oksidan sistem lehine bozulması,oksidatif stres  olarak tanımlanan ve kadınlarda infertilite etyopatogenezinde de rol oynayan bir takım patolojik süreçleri stimule eder. Öyle ki Endometriozis, endometrioma, Unexplained infertilite, Polikistik over sendromu (PCOS) gibi hadiselerin etyopatogenezinde oksidatif stresin varlığı kanıtlanmıştır. Bu nedenle doğada mevcut olan veya sentetik üretilen bir çok antioksidan maddenin oral olarak kullanımı, infertilite başarısı, tüp bebek şarısı, gebe kalmayı kolaylaştırma, erkeklerde sperm parametrelerinin (sayı, hareketlilik, morfolojisi), ereksiyonun, cinsel hayatın iyileştirilmesinde kullanılması mantıklı bir hipotezdir. Günümüzde Myo-İnositol (200mg)’ün Oligomenore, ve PCOS’da over fonksiyonlarını iyileştirmede başarılı bulunmuştur (1). Vitamin E ve L-arjinin ile ince endometriumu olan kadınlarda kalınlığın arttığı ve akımın arttığı bildirilmiştir (2). Koenzim Q10 ile mitokondrial fonksiyon iyileşerek over fonksiyonları iyileşir, yaşlanması gecikir ve oositlerdeki anoploidi oranları azalır (3). İnsan vücudu; Bir çok iç ve dış etkenler ile nonstabil ve yüksek reaktivite gösteren  ve serbest radikal olarak adlandırılan moleküller üretir (Hidrojen peroksit gibi). Bu maddelerin serbest miktarları artarsa hem proteinlerde hem de DNA-RNA yapı taşı olan nükleik asitlerde bunlara sekonder hasarlar ortaya çıkar. Tabi insan vücudu da iç kaynaklı olarak bu mekanizma ve hasarlarla savaşmak adına birtakım Antioksidan maddeler sentezler (Glutatyon, peroksidazlı formu (Bu yolağın çalışması eser bir element olan selenyuma ihtiyaç duyar), taurin gibi). Reaktif oksijen molekülleri’nin Kadın Üreme sisteminde; -Ovulasyon, ovum kalitesi – Foliküllerin oluşumu, gelişimi, maturasyonu, – Korpus Luteumun çözünmesi -Döllenme ve yaşlanma ile bu yeteneğin azalması (mitokondrial DNA hasarı ile) -Kaliteli embriyo gelişimi gibi fizyolojik süreçlere doğrudan etkisi vardır. Tüm bu nedenlerle günümüzde  antioksidan olarak melatonin (döllenmiş embriyo sayısını arttırır), Selenyum, Astaksantin (C vitamininden 6000 kat güçlü bir antioksidan, antienflamatuar) (4), C vitamini, E vitamin, yeşil çay katesinleri, Resveratrol gibi antioksidan etkili maddelerin hem erkek hem de kadına oral yoldan verilmesi, kısırlık, anti-aging etkiler, kanser gelişiminin önlenmesi, kalp-damar sağlığı ve kalp krizinin önlenmesi, Radyoterapi-kemoterapiye bağlı hücre hasarlarının önlenmesi, mental fonksiyonların korunması, cildin UV ışınlarının zararlı etkilerinden korunması, göz ve görme sisteminin desteklenmesi gibi olumlu etkilere neden olabilir. Bu amaçla birçok ilaç firması tarafından, farklı doz ve maddeler ile oluşturulan antioksidan madde kombinasyonları (Vitamin – mineral desteği) ile antioksidan içeriği fazla olan meyve özlerinden oluşan gıda takviyeleri piyasaya sürülmüştür.  Bunlar doğadan tatlı sualglerinden (Haemotococcus Pluvialis gibi), istakoz, somon, krillden vs elde edilebilir. Bu preparatlarda kullanılan maddeler genellikle şunlardır. -Tiamin (Vitamin B1) :5-50 mg -Ribolavin (Vitamin B2): 5mg -Niasinamid (Vitamin B3): 10-20 mg -Pridoksin (Vitamin B6): 3 – 10mg -Folik asit (Vitamin B9):  400-800 μg -Kobolamin (Vitamin B12): 3-50 μg -Biotin (Vitamin B7): 300 μg -İnositol (Vitamin B8): 2,5 mg -Kolekalsiferol (Vitamin D3): 500-1000IU & 10 μg -Vitamin E: 50-400 IU  & 110-120 mg -Çinko : 10-40 mg -Magnezyum : 100 mg -Selenyum : 20-100 μg -Beta glucan : 25 mg -Koenzim Q10: 15-200 mg -L-Arjinin: 250 mg -Myo-İnositol: 500 mg -Vitamin C: 75-180 mg -Astaksantin : 1-4 mg -Zeaksantin: 0,20 mg -Beta Karoten: 5 mg -A vitamini: 300 μg -L-Karnitin fumarate : 440-3450 mg -Asetil L-karnitin HCL: 1000mg -Sitrik asit: 100 mg -Glutatyon: 80 mg Kaynaklar: 1- Effects of inositol on ovarianfunction and metabolic factors in women with PCOS: a randomized double blindplacebo-controlled trial.Gerli S, Mignosa M, Di Renzo GC. EurRev Med Pharmacol Sci. 2003 Nov-Dec;7(6):151-9. 2- Endometrial growth and uterine bloodflow: a pilot study for improving endometrial thickness in the patients with athin endometrium.Takasaki A, Tamura H,Miwa I, Taketani T, Shimamura K, Sugino N. Fertil Steril. 2010 Apr;93(6):1851-8. doi:10.1016/j.fertnstert.2008.12.062. Epub 2009 Feb 6. 3-Mitochondrial dysunction and ovarian aging. Wang T, Int J Reprod Immunol 2017:77e12651. 4- Astaxanthin: sources, extraction, stability, biological activities andits commercial applications–a review. Ambati RR, Phang SM, Ravi S, Aswathanarayana RG.  Mar Drugs. 2014 Jan 7;12(1):128-52.

Doç. Dr. İlker GÜNYELİ

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi

Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kış Ayının Gözdesi; Ispanak

Ispanak, ‘amaranthaceae’ ailesine ait bir koyu yeşil yapraklı bir sebzedir.Orta ve Güneybatı Asya kökenli olan ıspanak, ortalama bir metreye kadar uzayabilmektedir. Biraz acı tadı olmasına rağmen sağlık açısından faydaları ve besleyici özelliğinden dolayı dünya mutfaklarına salata ve çorbalarda çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Ispanağın mutfaklarda kullanılmasının dışında yaprakları çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Ispanağı tüm yıl boyunca bulmak mümkündür ama daha çok mart ve mayıs aylarında tüketmek mümkündür. Ispanak, kış sezonun bitimine doğru çıktığı için bu dönem taze olarak tüketmek daha faydalıdır. Ispanak, vitaminler açısından inanılmaz zengindir. Bu yüzden hem alternatif tıp, hem de modern tıp tarafından hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Protein açısından zengin sayılan ıspanak, doymamış yağları da bol miktarda içermektedir. Aynı şekilde bol miktarda lif içerir. Niasin, Pantotenik, Piridoksin , Riboflavin, Tiamin, A vitamini, C vitamini, E vitamini, K vitaminleri içermektedir. Özellikle A vitamini açısından inanılmaz zengindir. Bunun dışında bol miktarda potasyum, sodyum, kalsiyum,bakır, demir, magnezyum, manganez, çinko Karoten-ß ve Luteinize ksantin içermektedir.Aynı şekilde Karoten-ß açısından da inanılmaz derecede zengin olan nadide besin kaynaklarındandır. Ispanağın Sağlığa Faydaları Ispanak, içerdiği bol miktardaki vitamin, bileşen ve mineraller sayesinde çok eski çağlardan itibaren alternatif tıp alanında hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Kilo vermeyi kolaylaştıran ıspanak, genel anlamda sindirim sistemi için faydalıdır. İçerdiği bol miktardaki A vitamini, birçok hastalığa şifa kaynağı olurken özellikle görme yeteneğinin gelişmesine ve göz sağlığına ciddi anlamda katkıda bulunur. Kemik sağlığının korumasından kan hücrelerinin sağlığına kadar çok geniş bir alanda hizmet eder. Ispanağın Anti Kanser Özelliği: Ispanak,anti-kanser özelliğe sahip olan flavonoidler açısından da oldukça zengindir.Günümüzde yapılan araştırmalar, ıspanağın mide ve cilt kanserine neden olan hücrelerini ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Ispanak ayrıca agresif prostat kanserine karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ispanak Göz Sağlığını Korur: Ispanağın içerdiği antioksidanlar, katarakt ve yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan makula dejenerasyonuna karşı etkili olduğu ispatlanmıştır. Ispanağın bol miktarda içerdiği ksantin, ışık filtreleme işlevlerini sağlar ve gözlerdeki düzeneğin korunmasına yardımcı olur. Ispanak ayrıca sağlıklı mukus zarlarını ve normal görme için gerekli olan A vitamini içerir. Kemik Sağlığını Korur: Ispanak kemik sağlığını korumak için hayati önem taşımaktadır. K vitamini bakımında nzengindir. Haşlanmış ıspanak bir fincan düşürür ve osteoklast aktivasyonunu üzerinde kontrol K vitamini BKİ 1000 yaklaşık% sağlamaktadır. Bunlar kısa bir süre içinde kemik yapısını yıkmayı yardımcı hücrelerdir. K vitamini, aynı zamanda osteokalsin sentezini, kemik mukavemeti ve yoğunluğu muhafaza edilmesi için gerekli olan proteini de teşvik eder. Böylece osteoporozun oluşumunu önlemek, kalsiyum için uygun bir yedek verir ıspanak süt ürünleri için iyi bir alternatiftir. Ispanak Hipertansiyon Düşürür: Hipertansiyon veya yüksek kan basıncı, böbrek hastalığı, kalp hastalıkları ve inme gibi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Düzenli olarak ıspanak tüketmek, hem sinirlerin gevşemesini sağlar hem de hipertansiyonun sağlıklı seviyede tutulmasına yardımcı olur. Rahatlatıcı Özelliği Vardır: Ispanak,sinir sistemi üzerinde etkili olan besinlerdendir. Ispanağın düzenli olarak tüketilmesi durumunda stresten uzak tutar, genel anlamda ise rahatlama sağlar. Ispanağın akşam tüketilmesi durumunda derin bir uyku çekmeye yardımcı olabilir. İçerdiği çinko, demir Ispanağın akşam tüketilmesi durumunda derin bir uyku çekmeye yardımcı olabilir. İçerdiği çinko, demir ve magnezyum kaybolan enerjinin yeniden yerine gelmesini sağlar. Kaliteli bir uyku çekmenizi sağlayacak olan ıspanak böylece vücudun yorgunluğunu alarak rahatlama sağlar. Sindirim Sistemi ve Mideye Faydalıdır: Ispanak tüketimi genel anlamda sindirim sistemi sağlığını ve özellikle de mide sağlığını destekler. İçerdiği beta karoten ve C vitamini,serbest radikallerin zarar verdiği kolon hücrelerini korumaya yardımcı olur.Bunun yanından ıspanağın bol miktarda içerdiği folat, DNA hücrelerini korumaya yardımcı olur. Ispanak aynı zamanda kolon hücrelerinin mutasyona  uğramasına izin vermez. Beyin Sağlığını Korur: Yaşlılık döneminde vücudun direncinin azalması ile birlikte birçok hastalık ortaya çıkmaya başlar. Bunlardan en yaygın olanı ise beyin ve zihinle alakalı sorunlardır. Düzenli olarak ıspanak tüketmek, beynin ve zihnin sürekli genç ve aktif kalmasını sağlar. Ispanak sinir sisteminde hormon üretimi modülünü destekleyen folat, K ve C vitaminlerini içermektedir. K vitamini sfingolipidlerin sentezini kolaylaştırarak sağlıklı sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarını destekler. Beyin sağlığı için gerekli olan yağ ve asit oranlarını dengeleyerek beyin sağlığına inanılmaz katkıda bulunur. Böylece, ıspanak davranışsal ve bilişsel sorunların düzeltmesi için ciddi anlamda fayda sağlar. Ateroskleroz ve Kalp Krizine Faydaları: Aşırı yağ biriktirme ateroskleroz sonuçlana, kişinin arter duvarının kalınlaşmasına neden olabilir. Alter duvarının kalınlaşması veya sertleşmesi, kalp krizine neden olur. Damar tıkanıklıklarını engelleyen ve alter duvarlarının kalınlaşmasına izin vermeyen lutein bakımından oldukça zengin olan ıspanak,böylece kalp krizi geçirme riskini ciddi anlamda düşürebilir. Bunun dışında çok yüksek kalitede nitrit içeren ıspanak, kalp hastalıkları tedavisi ve kalp krizinin oluşmasına neden olan yüksek yağ birikimi sorununu ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Ispanak Kan Basıncı Düşürür: Ispanağın bol miktarda içerdiği peptitler, kan basıncının düşmesini sağlar. Bu durum dolaylı olarak damar ve kalp sağlığının korunmasına da yardımcı olmaktadır. Ispanağın Anti İnflamatuar Özellikleri: Ispanak neoxanthin ve violaxanthin, enflamasyon düzenleyen iki anti inflamatuar epoxyxanthophylls içerir. Bu nedenle, artrit, osteoporoz, migren, baş ağrısı ve astım gibi iltihabik hastalıkların önlenmesinde faydalıdır. Dolayısı ile solunum yolları başta olmak üzere sadece bu özelliği birle birçok açıdan sağlık için inanılmaz katkılar sağlar. Ispanak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: A vitaminini fazla içeren ıspanak, bu özelliği sayesinde mukoza zarlarının korumasını sağlar. Bunun dışında solunum yolunu koruyan ıspanak,enfeksiyon hastalıkları ile de ciddi anlamda mücadele eder. Ayrıca sindirim sistemi organları ve özellikle bağırsak sağlığını koruması bağışıklık sisteminin hastalıklarla mukavemetine katkı sağlamaktadır. Günlük bir fincan ıspanak tüketimi, bünyenin ihtiyaç duyduğu miktarın büyük bir bölümünü karşılar. Ispanak Anemiyi Önler: Bünyede demir eksikliğinin oluşması, başta anemi olmak üzere birçok hastalığın oluşmasına neden olur. Fakat ıspanak demir açısından inanılmaz derecede zengindir. Ispanağın içerdiği mineraller, kadınlar için doğum sonrasındaki dönemde, çocuklar içinse gelişme döneminde hayati önem taşımaktadır. Vücudun tüm hücrelerine oksijen taşıyan hemoglobinin bir bileşeni olarak demir,hücrelere enerji sağlamak için çok gereklidir. Bazı sağlık uzmanları ıspanağın içerdiği besinlerin çoğunun kırımız etten daha kaliteli olduğunu savunmaktadırlar. Ispanağın Cilt Sağlığına Faydaları: Cilt ve deri vücudun tümünü kaplayan en büyük ve en hassas organıdır. Sağlıklı parlayan bir cildimizin olması aynı zamanda bizim ruhsal sağlığımıza da ciddi anlamda etki yapmaktadır. Yani cilt sağlığı ihmal edilecek bir konu değildir. Cilt sağlığımızı koruyabilmemiz için bazı temel besinlere ihtiyacımız vardır ve ıspanak bu noktada harika bir alternatiftir. Ispanak A vitamini, C vitamini, E vitamini ve K vitamini gibi hayati mineraller ile doludur. Bu yüzden ıspanak cilt sağlığında önemli bir rol oynar. Bunun dışında ıspanak genel cilt sağlığının korunmasına ciddi anlamda katkıda bulunur. Cildin genç kalmasını sağlar, kırışıklıkları engelleyebilir, cilt hücrelerinin ihtiyaç duyduğu temel besinleri sağlar, cildi nemlendirerek yumuşak kalmasına yardımcı olur. Sağlıklı cilt için ıspanak tüketimi yapabileceğiniz en akıllıca tercih olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ispanak Saç Sağlığını Korur: Ispanağın içerdiği bol miktardaki kaliteli mineral, vitamin ve bileşenler aynı zamanda saç sağlığı açısından da çok önemlidir. Ispanağın içerdiği demir, bakır,kalsiyum gibi mineral ve vitaminler, kan hücrelerini güçlendirir ve vücudun oksijen almasını sağlar. Bu da saç sağlığı için önemlidir. Sağlıklı bir şekilde oksijen almayan vücudun parçaları büyük hasar görebilir. Ispanak buna engel olur ve birçok organda olduğu gibi saç sağlığının korunmasına da fayda sağlar.Aynı zamanda demir eksikliğinin diğer bir neden olduğu hastalık da saç dökülmesidir. Ispanak, başta demir olmak üzere içerdiği birçok mineraller saç dökülmesini engeller.Bunun dışında ıspanak genel anlamda saç sağlığının korunması için gerekli birçok vitamin ve minerali sağlayarak, saçların sağlıklı büyümesini sağlayabilir. Ayrıca saç köklerine uygulanan ıspanak suyu, saç derisinin sağlığını korur. Ispanak, kimyasallar içeren şampuanların verdiği zararı giderir. Ispanak Suyunun Faydaları Ispanak, pancar ve lahana ile aynı aileye aittir ama tadı biraz daha acı olduğu için genelde diğer besinlerle tüketilir. Ispanak suyu ise ıspanağın kaynatılmasıyla elde edilir. Ham ıspanak veya ıspanak suyu karoten, amino asit, demir, iyot, potasyum ve magnezyum ile birlikte A, C, K, E ve B vitaminleri ile doludur. Ispanakta bulunan mineraller,doğada alkalin ve vücudunuzdaki pH seviyesini dengelemek yardımcı olur. İçerdiği yüksek değerdeki vitamin ve mineraller yardımıyla ıspanak suyu sağlık açısından inanılmaz faydalar sağlar. Ispanak suyunun faydaları şu şekilde sıralanabilir: Ispanak suyu, kan hücrelerinin sağlığını korumaya yardımcı olan besinler açısından çok zengindir. Bu özelliğinden dolayı hem kan sağlığını korumaya yardımcı olur hem de anemi hastalığına yakalanma riskini azaltır. Ispanak suyu, sindirim sistemine çok faydalıdır. Bağırsakların temizlenmesine ve hareketlenmesine yardımcı olur. İçerdiği vitaminler mineraller ve yüksek değerdeki lifler başta kolon kanseri olmak üzere sindirim sistemini tehdit eden kanser çeşitlerine yakalanma riskini azaltır. Ispanak suyu, diş eti kanamaları için anlık sonuç veren besin kaynaklarından bir tanesidir. Ispanak suyunun bol miktarda A vitamini içermesi,katarakt başta olmak üzere gece körlüğü gibi görme sorunlarına yakalanma riskini azaltır. Ispanak genel anlamda göz sağlığını korur.Ispanak suyu yüksek kan basıncı ile mücadele etmeye yardımcı olur. Sinir sistemi üzerinde çok etkili olan ıspanak suyu, aynı zamanda kemik sağlığı için önemlidir. Kemik ve beyin sağlığının korunması için hem çocukların hem de yetişkinlerin düzenli olarak tüketmeleri önerilir.Ispanak suyu saç ve cilt sağlığını korumaya yardımcı olur.Ispanak suyunun içerdiği bileşenler, genel anlamda sağlığımızı korumaya yardımcı olur ve vücutta bulunan vitamin veya mineral eksikliklerinin giderilmesine ciddi anlamda katkıda bulunur.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Sofraların Asil Sebzesi; Brokoli

Lahanagiller familyasının bir üyesi olan brokoli İtalya il ebirlikte anılan ve o bölge ile özdeşleşmiş bir sebzedir. Brokolinin dünyaya yayılması ve tanınması 1900’lü yıllarda olmuştur. Günümüze gelindiğinde brokoli her ne kadar en popüler sebzeler listesinde kendisine yer bulamasa da en faydalı sebzeler listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda borkolinin havuçtan çok daha fazla karoten içerdiği görülmüştür.Hem suyu hem de kendisi tüketilebilecek en iyi sebzelerden olduğu kabul edilmektedir. Brokoli salatası ya da yemeği yapılarak tüketilebileceği gibi haşlanarak suyu da tüketilir. Kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifive B1 ile C vitaminleri başta olmak üzere pek çok vitamin içermektedir. Brokolinin Sağlığa Faydaları Etkin bir kanser düşmanı: Brokoli mide, bağırsak ve yemek borusu kanser riskini büyük ölçüde azaltmaktadır.Akciğer kanserinde de etkili olduğu ve koruyucu özellik taşıdığı son yıllarda yapılan araştırmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Brokoli Cilt Sağlığı korur: Brokolinin içerdiği A vitamini cildinizin hücre zarlarını korur ve ultraviyole radyasyon hasarını önler, böylece cildinizin sağlıklı tutar, bunun yanında, C ve E vitaminleri yardımıyla cilt hücreleri için gerekli olan enerjiyi sağlar. Brokoli, cilt ve deriyi korur: Cilt ve deride meydana gelen hasarı tamir etmek için gerekli olan glukorafaninin diye adlandırılan bir madde içerir. Böylece, brokoli yiyerek cildinizin daha hızlı yenilenmesini sağlayabilirsiniz. Cilde zarar veren serbest radikallerle savaşır ve neredeyse C vitamini içeren bütün besinler antioksidan özelliklere sahiptir. Serbest radikaller cilt sorunlarına neden olan ve cilt yaşlanmasının başlıca sorumlularıdır. Serbest radikalleri ortadan kaldıran C vitamini böylece kırışıklık ve pigmentasyonu azaltır, cilde sağlıklı bir görünüm kazandırır. Brokoli yemek bu bağlamda faydalıdır. Ayrıca,beta karoten, E vitamini ve cilde doğal bir parlaklık kazandıran B vitamini kompleksi içerir. Cilde olan bütün bu faydalarının dışında cildi UV zararlı ışınlarından korur. Zararlı güneş ışınlarının cilde doğrudan zarar vermesini engeller ve hasarlı hücrelerin iyileşmesine yardımcı olur. Güneş ışınlarından kaynaklanan radyasyonlardan cildi korur. Brokoli Cildi Kanserden Korur: Surekli alınan güneş yanıkları cilt kanseri riskini artırır. Daha önce belirtiğimiz gibi, brokoli UV ışınlarına karşı koruma sağladığı gibi bu ışınlardan kaynakanan kızarıklıkları giderir. Bu şekilde, önemli ölçüde cilt kanser riskini azaltır. Ayrıca C vitamini, beta-karoten, selenyum, bakır, çinko büyük ölçüde cilt bağışıklık sistemi artırabilir, brokoli gibi koyu yeşil sebzelerde bulunur fosfor gibi diğer vitaminler ve mineraller, çeşitli deri enfeksiyonlarından sizi korurlar. Brokolinin Saç Sağlığına Faydaları: Sağlıklı saç, saç köklerini beslemek üzere A, C,E, B5, B12 vitaminleri yanına, demir, niasin, çinko, kükürt, silis ve germanyumgibi maddelere ihtiyaç duyar. Brokoli gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler saçlar için mükemmel bir besin kaynağıdır. Brokoli saç büyümesini teşvik eden A ve C vitaminleri yanında ve kalsiyum da içerir. A ve C vitaminleri sebum üretimini, kalsiyum saç köklerini güçlendirir ve kafa derisi sağlığına da katkıda bulunur.Bunların yanında brokolinin içerdiği besinler saç köklerini güçlendirir ve saçların dökülmesini engelleyebilir. Düzenli olarak brokoli tüketimi, saç kırılmalarına engel olabilir. B6 ve B vitaminleri saç sağlığı dışında zihinsel sağlığı da korumaya yardımcı olur. Brokoli Kanseri Önleyebilir: Araştırmacılar brokolinin kanseri önleyebildiğini ortaya koymuşlardır. Brokoli, meme ve rahim kanserini önleme noktasında son derece etkili bir besin kaynağı olabilir. Kalp Sağlığı İçin Brokoli: Brkolinin kalp sağlığı için sağladığı faydalar da azımsanmayacak kadar fazladır. Bünyede kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan besinler içerir. Kötü kolesterol seviyesini dengeler. Bunun dışında damar sağlığını koruyarak kalbin sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olabilir. Brokoli Sinir Sistemi Sağlığını Korur: Sağlıklı bir sinir sitemi için potasyum önemli bir maddedir. Zengin miktarda potasyum içeren brokoli sinirlerin sağlığını korur. Brokoli Zayıflamayı Kolaylaştırır: Brokoli zengin miktarda lifler içermektedir ve bütün lif içeren besinler zayıflamaya yardımcı olmanın dışında sindirim sistemi sağlığına ciddi katkılarda bulunabilirler. Günlük olarak tüketilen çiğ brokoli vücudun gereksinim duyduğu bir çok maddeyi sağlayabilir. Lifler ayrıca kan şekeri seviyesini ayarlar. Göz Sağlığı İçin Brokoli: Gelen ışıkları emen retina, sağlıklı bir şekilde görevine devam edebilmesi için A vitaminine ihtiyaç duyar. Brokoli ise zengin miktarda A vitamini içerir. Brokoli ayrıca yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarından korur. Brokoli Kan Basıncını Düzenler: Brokoli kan basıncını düzenleyen lif, magnezyum, kalsiyum, potasyum ve omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Buna ek olarak, brokoli, kan basıncını düşürerek kanın damarlara normal akışını sağlamaya yardımcı olur. Brokoli Kemik Sağlığını Korur: Çok etkili bir kalsiyum kaynağı olan brokoli bu özelliği sayesinde kemik sağlığını da korur. Gebelik sırasında veya sonrasında meydana çıkan kalsiyum eksikliğini giderir. Gebelik esnasında kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan kemik hastalıklarıbı , halsizlik gibi durumları ortadan kaldırmak için brokoli tüketmek mümkündür. Brokoli Anemiyi Önleyebilir: Anemi demir eksikliğinden kaynaklanan bir hastalıktır. Bunun yanında aşırı derecede demir eksikiği aynı zamanda saç dökülmesine neden olur. Düzenli olarak brokoli tüketimi hem kansızlık hem de saç dökülmesini enleyebilir. Brokoli kansızlığı önlemeye yarayan, folik asit içerir. Brokoli Suyunun Faydaları: Düzenli olarak tüketilen brokoli vücudun gereksinim duyduğu A ve C vitaminlerinin yanında demir ve kalsiyum miktarını büyük ölçüde karşılayabilir. İçerdiği çok zengin vitamin, bileşen ve mineraller yardımıyla brokoli bir çok açıdan vücut sağlığını korumaktadır. Brokoli bir çok tehlikeli hastalıktan korunmayı sağladığı gibi, bazı hastalıklar içinde anlık sonuçlar sağlayabilir. Sağlık açısından brokolinin sağladığı faydalardan bazıları şunlardır;  Kanserden koruyabilir, kolon ve meme kanserine yakalanma riskini büyük ölçüde azalttığı söylenir. Brokoli suyu başta kanser olmak üzere bir çok hastalığının başlıca kaynağı olan serbest radikallere karşı vücudu korur ve serbest radikallerin kolay birş ekilde vücuttan atılmasını sağlar. İçerdiği zengin miktardaki lifler brokolinin sindirim sistemi sağlığına katkıda bulunmasını sağlar. Zengin miktarda kalsiyum içeren brokoli suyu kemik sağlığının korunmasına yardımcı olur. Çocuklar için sağlıklı bir iskelet yapısının oluşmasını sağlayabilir ve aynı zamanda, yetişkinlerin yaşlanma döneminde kemik hastalıklarına yakalanma riskini azaltır. Demir eksikliğinden kaynaklanan sağlık sorunlarını ortadan kaldırabilir. Cilt ve saç sağlığı için hayati önem taşıyan besinler ve mineraller içermektedir. Kış aylarında soğuk algınlığından dolayı meydana gelebilecek hastalıklarla savaşmak için bünyeyi güçlendirir. Brokoli suyun faydalarından maksimum derecede faydalanmak için evde hazırlamanızı öneririz. Brokoli suyunu brokolileri presleyerek elde edebilirsiniz. Presleyerek elde ettiğini suyu süzerek tüketebilirsiniz. Brokolinin Zararları: Brokoli düzenli ve aşırıya kaçılmadığı sürece sağlık açısından güvenli bir besin kaynağıdır. Aşırı tüketimden kaynaklanan bazı yan etkileri olabilir. İlaç kullanan hastalar için de makul miktarda tüketildiğinde her hangi bir zararı dokunmaz. Aşırı tüketildiğinde şişme v emidede ekşime hissine neden olabilir. İdrar yolu sorunları olanlar içi aşırı tüketim sorunu arttırabilir ve bu durum vücutta su kaybına neden olur.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kıvırcık Sebze; Kale

Kale sebzesi, görüntü itibariyle lahanaya benzeyen fakat lahanadan farklı olarak kıvırcık yapraklara sahip oldukça faydalı bir bitkidir. Brokolinin tahtına oturabilecek kadar şifa kaynağı olan bu bitki dünyada çok iyi tanınmasına ve tüketilmesine rağmen ülkemizde çok az bilinen bir bitkidir. Avrupa’da et yemeklerinin yanına buharda pişirilerek garnitür olarak servis ediliyor. Sütten daha çok kalsiyum içerdiğini belirten uzmanlar kale bitkisinin demir yönünden de zengin olduğunun altını çiziyor. Kale Bitkisinin Faydaları • Kale reçinesi safra asidini tutarak besinlerin içindeki yağların emilimini azaltıyor. Böylece kolesterole karşı koruma sağlamasının yanında kilo artışına da engel oluyor • Oldukça düşük karbonhidrat içermektedir. iyi bir diyet yemeği olarak gösteriliyor. • Antioksidan bir bitkidir. kanı toksinlerden arındırır. • Koyu yeşil yapraklarından dolayı yoğun K vitamini içerir. • Kalp hızını ve kan basıncını kontrol ediyor. • Göz sağlığı için A vitamini içerir. • Vücudun detoksifikasyon sistemi için kapsamlı destek sağladığı kabul ediliyor. • Vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. • Mesane, meme, kolon, yumurtalık ve prostat kanserine karşı koruma sağlar • Bakır, kalsiyum, sodyum, potasyum, demir, manganez ve fosfor gibi mineraller bakımından zengin olan bir bitkidir • Bitkinin içeriğinde bulunan indol denilen özel bileşik hücrelerin içinde bulunan DNA’nın onarımını sağlıyor, hücre ölümünü engelliyor.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Her Derde Deva; Aloe Vera

Aloe vera sarı sabır olarak ta anılan ve vitamin ve mineral açısından zengin bir bitkidir. A, B1, B2, B3, B6, C, E vitaminlerini içerir. Ayrıca B12 vitamini açısından da iyi bir kaynaktır. Aloe vera folik asit, kalsiyum, magnezyum, çinko, selenyum, demir,krom, sodyum, potasyum, manganez ve bakır minerallerini içeren bir bitkidir. Aleo Veranın Faydaları Kolesterolü dengeleyici etkisi olması da aloe vera faydaları arasındadır. Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği vardır. Astım rahatsızlığına iyi gelmesi faydaları arasındadır. Radyasyonun olumsuz etkilerini azaltır. Aloe vera sindirim sistemini rahatlatan bir bitkidir. Sindirim sistemini rahatlatmaya ve geliştirmeye yardımcı olur. Hazımsızlığı önlemesi de aloe vera faydaları arasındadır. Kan basıncını düzenler, kan basıncını arttırır. Kalp hastalığı riskini azaltmaya yardım eder. Safra yapımını arttırır. Kabızlık tedavisinde sarısabır toz haline getirilir,kaynatılıp balla tatlandırılarak içilir. Kabızlık sorununa çözüm sağlaması da faydaları arasındadır. Ağız ve burunda çıkan yaralar için de idealdir. Sıvı olarak içilirse kolay balgam çıkarmayı sağlar. Bu sayede nezle ve grip hastalarının iyileşmesine katkıda bulunur. Yine sıvı olarak içilirse zekanın gelişmesine yardım eder.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Gooseberry; Namı diğer Bektaşi Üzümü

Bektaşi üzümü; ingilizce Gooseberry olarak bilinir. Ülkemizde de yetişebilen bektaşi üzümünün anavatanı Hindistandır ve ” Amla ” meyvesi olarak ta bilinir. Yoğun miktarda C vitamini içeren bu bitki fazla bakım istemeyen ve çokça mahsul veren bir bitkidir. Amla meyvesi, taze iken yeneceği gibi meyvelerinden reçel, jöle ve komposto yapılabilir, tadı bildiğimiz üzümleri andırmaktadır ancak biraz ekşi olabilir. Sağlık açısından çok faydalı olan bu meyvele rhaziran ayında olgunlaşır. Bektaşi Üzümü Faydaları Nelerdir? Ayurveda tedavisinde kullanılan bektaşi üzümü; C vitamini yönünden çok zengindir öyle ki aynı miktardaki portakaldan 10 kat daha fazla C vitamini içerir. Kalsiyum, Fosfor, Demir, A-vitamini ve B kompleks vitaminlerini içerir. Yüksek antioksidan kapasitesine sahiptir ve kansere karşı koruma sağlayan meyveler arasındadır. Saç bakımı için Bektaşi üzümünün Faydaları: Amla meyvesi, saçların büyümesini ve saç rengini sağlayan pigment hücrelerinin zenginleşmesini sağlar. Yani, Amla meyvesi, saç beyazlaması durdurucu ve beyazları eski haline getirici etkisi vardır. Bektaşi üzümü yağı (Amla yağı) bu amaç için kullanılır ve Hindistan’da oldukça popüler bir yağdır.Taze meyvesini yemek ve saçlara bektaşi üzümü suyu sürmek oldukça fayda sağlamaktadır. Göz için Amlanın Faydaları : Bektaşi üzümü görme gücünü arttırır ve göz tansiyonuna, miyop ve katarakt gelişimini engelleyici özellikleri vardır. İçeriğinde A vitamini öncüsü olan karotenler ve yüksek antioksidan içeriği bektaşi üzümünü gözler için faydalı bir meyve yapmaktadır. Kemik sağlığı: Bektaşi üzümü, kalsiyum emilimini arttırarak vücudun kalsiyumdan daha fazla faydalanmasını sağlar ayrıca C vitamini içeriği kemik sağlığını korumaktadır. Protein mekanizmasına etki ederek; kas gelişimine, hücre büyümesine etki ederek yaşlılığa karşı koruma sağlar. Kadınlar için: Menstrüel kramplara,regl düzensizliklerine karşı çok  faydalıdır.
ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Ashwaganda; Kış Kirazı

Ashwaganda (kış kirazı) kökü yıllardır doğal tıp alanında sürekli kullanılan bir bitkidir. Bu kök Ayurvedik tıbbı’nda ginseng olarak, geleneksel Hindistan tıbbında adaptojen olarak kullanılır ve bu terim bitkileri tanımlamak amacıyla kullanılırdı. Bu kök aynı zamanda enerjiyi ve atletik yeterliliği,soğuk ve enfeksiyonlardan korunmak amacıyla bağışıklık sistemini ve cinsel dürtüleri arttırmaya da yarıyor. Bağışıklık Sistemini Güçlendirir Kış kirazının en ünlü özelliklerden bir tanesi enerji üretimiyken, bağışıklık sistemini güçlendirmesi de belki de bağışıklı sistemini güçlendirmesidir. Birçok araştırma gösteriyor ki bu kök kullanıldığında vücuttaki lökosit sayısı ve diğer bağışıklık sistemini etkileyen mineral ve yararlı bakteriler artış gösteriyor. Yatıştırıcıdır Ashwaganda ayrıca yoğun yatıştırıcı etkisi sayesinde sinir sisteminin merkezini uyarır ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda da kaslarda gevşeme bulgulanmıştır. Canlılığı Arttırır Yaygın olarak bu özelliği nedeniyle kullanılır, özellikle kronik bir rahatsızlığın ardından yahut yoğun bir acı döneminden (ameliyat sonrası, ani spazm sonrası vb.) sonrası kullanılır. Kan Şekerini Düzene Sokar Kış kirazı ayrıca vücudun şeker ihtiyacı sırasında kan şekerini ayarlayarak belirli dozajlar halinde vücuda aktarımını düzenler. Kanser Tedavisinde ve Korumasında Kullanılır Araştırmalar gösteriyot ki kiraz ağacı alternatif kanser tedavisive korumasında kullanılabilir. Ashwagandha sinir sisteminin ana merkezinde yer alan endokrin ve kalbe olumlu etkileri çok fazladır. Ayrıca vücudun kendi troid hormonlarını üretmesine yardımcı olan bitkilerden bir tanesidir.