Yıllık arşiv 2 Aralık 2018

ilerahimerana

Almak Zorundayız; Ama Nasıl ve Nereden?

Omega-3 Nasıl ve Nereden?

Yetişkin bir insanın günlük Omega-3 gereksinimi 1-1,5 gr’dır.

Alfa-Linolenik asit;  Eikozapentaenoik asite  (EPA)  daha sonra ise Docosahexaenoic asite  (DHA) dönüşür.

Alfa-Linolenik asidin kaynakları; ceviz, kolza, keten tohumu yağı, kanola yağı, kuş üzümü yağı ve yeşil yapraklardır.

Bitkisel olan bu  kaynaklardan alınan Alfa-Linolenik asitin  %15’i EPA’ % 5’i DHA’ya dönüşebilmektedir.

EPA ve DHA’nın başlıca kaynakları ise su ürünleridir. Bu nedenle bitkisel kaynaklar DHA ve EPA içeren su ürünleri  kadar iyi omega-3  kaynağı değillerdir.

Somon balığı, orkinos (ton) balığı, uskumru, sardalya, hamsi gibi soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar omega-3 den zengin olduğu için tavsiye edilir.

Peki yeteri kadar bunlardan tüketirsek günlük ihtiyacımızı karşılayabilir miyiz?

Organik tohum kullanılmaması, yapay tarım ve artan çevre kirliliği bitkisel kaynaklı gıdaların; kapalı mekan, yapay ışık, suni yem hayvansal kaynaklı gıdaların besin değerlerinde ciddi düşüşlere sebep olmuştur.

Gıdaları doğal ortamında yetişmiş olarak bulup tüketmek oldukça zor hale gelmiştir.

Denizlerdeki kirlilik nedeniyle özellikle soğuk sularda yaşayan balıklarda ağır metal birikimi fazladır. Besinlerden yeteri kadar omega-3 gereksinimimizi karşılamamız mümkün değildir.

Omega-3 desteği kullanmanın gerekliliği kaçınılmazdır.

Dyt. Rahime Rana SAYGIN

ileUzm. Dr. Selçuk YAŞAR

Mor ve Minnak-5

Yanıyor Doktor Bey

Yaban mersini mesane enfeksiyonları ve idrar yolu enfeksiyonları için en şifalı bitkilerden biridir. İçinde bulunan hidrokinon ve arbutin böbrek yetmezliğine ilaç olur. .İdrar yolları enfeksiyonlarıyla mücadelede etkilidir. Yaban mersini de antosiyanin bileşiğini içermesi sebebi ile mesane duvarlarına yapışıp inflamasyon (iltihap) ve yanmaya neden olan, enfeksiyon oluşturan bakterilerin oluşumunu engeller. Yüksek oranda C vitamini de idrar yollarında bakteri oluşumunu engeller.

Ben yemiyeyim kolesterolüm var     

Yüksek lif, antioksidan kapasite ve kötü kolesterolü azaltıcı özelliği ile kalp sağlığını koruyucu özelliktedir. 2012’de 93 bin kadın üzerinde yapılan bir çalışmada haftada 3 veya daha fazla porsiyon yaban mersini ve çilek tüketen kadınlar bu meyveleri ayda 1 veya daha az tüketenlerle karşılaştırıldığında kalp krizi oluşum riski yüzde 32 daha az olarak saptanmıştır.

 Göz sağlığını iyileştirici özelliktedir. Yaban mersini içeriğindeki antioksidan özellikteki karotenoidler ve flavonoidlerin yanı sıra A, C ve E vitamini, selenyum, çinko ve fosfor ile göz sağlığı için gerekli olan tüm öğeleri içerir.

Yetişkinler üzerinde yapılan bir çalışmada günde 3 ve üzerinde meyve tüketenler günde 1,5 porsiyon ve altında tüketenlerle kıyaslandığında ilerleyen yaşlarda görme kaybı ile sonuçlanan makula(sarı nokta)  dejenerasyonu oluşum riskini yüzde 36 oranında azalttığı saptanmıştır.”

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar yaba nmersini ekstresinin retinayı koruduğunu göstermiştir. Çift kör yöntemiyle ve plasebo kontrollü olarak yapılmış iki küçük çaplı çalışmada deneklerin körlüğe kadar ilerleyebilen ciddi bir rahatsızlık olan retinopati rahatsızlıklarında iyileşme görülmüştür.

Uzm. Dr. Selçuk YAŞAR

ilerahimerana

Almak Zorundayız

ESANSİYEL YAĞ ASİDİ NE DEMEKTİR

Vücudumuzda sentezlenemedikleri için dışardan alınması zorunlu olan yağ asitlerine  “esansiyel yağ asitleri”  denir.

Bunlar omega-6 yağ asidi türevi olan linoleik asit (LA) ve bir omega-3 yağ asidi türevi olan alfa-linolenik asit (ALA) dir.

Esansiyel yağ asitleri vitamin benzeri maddelerdendir  ve F vitamini olarak da adlandırılır.

Bu iki yağ asidinden daha uzun zincirli yağ asitleri sentezlenebilmektedir. Bu sentez sınırlı olduğundan  γ-linolenik asit,  araşidonik asit (AA) , eikozapentaenoik asit  (EPA)ile dokozahekzaenoik asit  (DHA)   “şartlı esansiyel yağ asidi” olarak nitelendirilmektedir .

OMEGA 6 /OMEGA 3 ORANININ ÖNEMİ NEDİR?

Omega 3 ve omega 6 yağ asitleri farklı grup eikozanoidlerin  ana malzemesidir. Bu  eikozanoidlerin birbirlerine zıt fonksiyonları vardır.

Aynı enzimlere gerek duymaları sebebiyle omega-3 ve omega-6 yağ asitleri arasında rekabet vardır.

Birinin aşırılığı diğerinin metabolizmasına müdahale etmektedir.

Dolayısıyla omega 3 ve omega 6 vücuda belirli bir denge içinde alınmalıdır. İdeal beslenmede omega6/ omega 3 oranı 5:1 ile 10:1 arasında olmalıdır.

Günümüzdeki diyetlerde yaklaşık olarak n-6 yağ asitleri, n-3 yağ asitlerinden 15- 20 kez daha fazla bulunmaktadır.

Bu oranın bozulması; Kalp hastalığı, Hipertansiyon, Diyabet, Obezite, Alzheimer, Romatoid Artirit, Kronik Akciğer Hastalıkları, Depresyon, Kanser, Öğrenme güçlüğü gibi hastalıkların artışıyla ilişkilidir.

Dyt. Rahime Rana SAYGIN

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kaliteli Yaşam=Egzersiz

Eğer düzenli egzersizi hayatımıza sokabilirsek hayatımızda ne gibi değişiklikler olacaktır, bir bakalım.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite yaşlı yetişkinler de dahil olmak üzere neredeyse herkesin fiziksel ve zihinsel sağlığı için önemlidir. Önceki yazımda farklarını anlatmıştım.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, insanların yaşlanma sürecinde bazı hastalık ve sakatlıkların gelişme riskini azaltabileceği hatta ilaç olarak kabul edilebileceği fikri benimsenmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın sonbahar aylarında her yıl başlattığı obeziteye karşı mücadele programında düzenli olarak her gün 10 000 adım yürüyüş önerilmektedir.

Egzersiz; yaşam kalitemiz ya da yaşam konforumuzu direk etkileyen ama nedense hep hayalini kurduğumuz bir sosyal etkinliktir. Bu sayede birçok kasımızı ve organımızı çalıştırmanın yanı sıra sosyal çevremizi de geliştirmiş oluruz. Peki, düzenli olarak egzersiz yaparsak kendimiz adına neler yapmış oluruz.

Egzersiz; diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık gibi beyindeki işlev bozukluğuna ve nörodejenerasyona neden olan çevresel risk faktörlerini azaltarak egzersiz, başarılı bir beyin fonksiyonu sağlar.

Egzersiz; inflamasyonun azaltılmasının, egzersizin kognitif düşüş ve nörodejenerasyon için periferik risk faktörlerini azalttığı ortak bir yöntem olduğunu önerilmektedir .

Egzersiz; nöronlarda LTP’yi ve ilave büyüme faktörlerinin üretimini artırabilir. Büyüme faktörlerine ek olarak birçok proteinin metabolizmaya, inflamasyona ve sinaptik plastisiteye karışanlar dahil birçok sınıfının egzersizle düzenlendiğini göstermiştir.

Egzersiz;  yaşlı insanlarda bilişsel performans üzerinde koruyucu etkileri vardır. Bu da demanstan uzak durmamıza yardımcı olur.

Egzersiz; sinaptik yapı oluşturma, beyin plastisite mekanizmalarını aktive etme, nöron gelişimi ve damarlanmayı arttırma gibi beyin fonksiyonları üzerinde çok boyutlu etkilere sahip olmakla beraber; beyin metabolizma kapasitesinde artış ve antioksidan savunmasında da söz sahibi diyebiliriz.

Egzersiz ilişkili uyumlar özellikle kardiyorespiratuvar, kas iskelet sistemi, vücut kompozisyonu ve metabolizmasında açıkça görünmektedir.

Egzersiz; Depresyon ve anksiyete durumlarının azaltılmasında vücut kas geriminde azalma ve endojen opiatların etkileri ile depresyondan uykuya kadar merkezi sinir sisteminde birçok alanda egzersizin orta dereceli ve düzenli yapılmak şartı ile pozitif yönlü yardımcı olduğu gösterilmiştir.

Egzersiz; Ruh halini ve genel refahı iyileştirdiği, ayrıca ruh durum değişikliği ve egzersize bağlı öfori dahil olmak üzere çeşitli ağrı ve psikolojik değişimlerle ilişkili olabileceği bilinmektedir.

Egzersiz; Görevler arasında hızlı geçiş yapma, bir aktiviteyi planlama ve alakasız bilgileri görmezden gelme gibi bilişsel işlev yeteneklerin bazı yönlerini de geliştirebileceği veya koruyabileceği ön görülmektedir.

ileUzm. Dr. Selçuk YAŞAR

Mor ve Minnak-4

Korktuğum başıma gelmesin dersem?

İçeriğinde bulunan vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve ellagic asit gibi maddeler sayesinde tüm vücutta hücre onarımını ve yenilenmesini hızlandırdığından kanserli hücre oluşumunun da önüne geçer.

Kolon(kalın barsak) ve yumurtalık kanseri oluşum riskini azaltır.

Yapılan bir çalışmada yaban mersininde bulunan pterostilben adlı bir bileşiğin kolon kanserine karşı koruma sağladığı saptanmıştır.

İngiltere’deki Leicester Üniversitesi’ne bağlı bilim insanlarının yaptığı çalışmada kolon kanseri olan hastalara 7 gün boyunca yaban mersini ekstresi verilmiş ve tümördeki hücre artışı oranında % 7 oranında azalma görülmüştür. Kadınlar üzerinde yapılan bir başka çalışmada da yüksek oranda yaban mersini flavonoidleri alımının yumurtalık kanseri oluşum riskinde % 34 oranında azalma sağladığı saptanmıştır.

Yaban mersini içerisindeki folik asit nedeniyle DNA’nın onarılması ve sentezlenmesine yardımcı olduğu bilinmektedir.

Böylelikle hücre mutasyonu sonucu oluşabilecek kanserlere karşı iyi bir koruyucudur yaban mersini.

Meme kanseri hücresinin büyümesi ve yayılmasını inhibe ettiği araştırmalar mevcuttur.

Lousville Üniversitesinde Brown Kanser Merkezinin bir çalışmasında yaban mersini tozu kullanılarak meme kanserli farelerin tedavi sürecinde tümör hacminde % 40 azalma görülmüştür.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Mor ve Minnak-3

Peki Ya Beynimiz?

Antosiyaninler beyin merkezindeki nöronal sinyalleşmeyi arttırır. Güçlü bir hafıza ile düzenli yaban mersini tüketmek arsında ilginç ve güçlü bir ilişki mevcuttur. İçeriğindeki vitamin ve minareller merkezi sinir sistemini geliştirirken antioksidan özelliği ile de bilişsel zorluk yaratan hücresel hasar en aza inmektedir.

Özellikle son yıllarda çocuklarda sıkça yaşanan dikkat eksiklikleri ve ileri yaşlarda sıklıkla görülen Alzheimer hastalığı için düzenli olarak yaban mersini tüketimi öneriliyor.

Yaban mersini, sinir sistemini yatıştırır!

Günlük rutin yaşam içinde pek çok olumsuz faktör, sinir sistemimizi yıpratmakta, strese, depresyona yol açmaktadır. Ancak vitamin, mineral ve diğer faydalı bileşenleri sayesinde yaban mersini, kişinin enerjisini yükseltir, yaşamdan aldığı tadı artırır, stres ve depresyona girme eşiğini yükseltmiş olur. Buna bağlı uyku problemlerini çözmede yardımcıdır. Enerji metabolizmasını düzenleyerek kişinin rahatlamasına yardımcı olan yaban mersini, doğal antidepresan olarak kabul edilir. Rengi ne kadar koyu olursa içeriği o kadar zengin olur.

Uzm. Dr. Selçuk YAŞAR

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Egzersiz ve Fiziksel Aktivite

Bilinen egzersiz tipleri;

  1. Dayanıklılık Tipi Aerobik Egzersiz: Yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, tenis gibi aktivitelerdir. Dayanıklılık türü egzersizlerin haftanın en az 3 günü ve günde 30 dakika olmak üzere uygulanmalıdır. Zaman yokluğu nedeniyle uzun soluklu bir egzersizi tamamlamada sıkıntı çekiliyorsa, aktivite gün içinde daha kısa sürelere bölünerek uygulanabilir. Aralıklı egzersizle sürekli egzersizlerle aynı faydayı sağladığı gözlenmektedir. Orta şiddetteki egzersizlerin yüksek şiddetteki egzersizlere göre kan basıncını daha etkin düzeyde düşürebildiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.
  2. Direnç ve Ağırlık Egzersizleri: Bacaklar, kollar, göğüs ve karın bölgesindeki geniş kas gruplarını çalıştıran aktivitelerdir. Hızlı yürüyüş, yük taşıma, serbest ağırlıklar kullanma, ağırlık aletleri ile çalışma. Egzersizler haftada en az 3 günü ve günde 3 set olmak üzere 9-11 tekrarlı şekilde uygulanmalıdır.
  3. Germe Egzersizleri: Daha az kalori yakar, kas boyunu artırır ve uzanma-germe ve eğilmeye yönelik eklemlerin hareketlerini artırır. Yoga, hafif germe egzersizleri örnek verilebilir. Bu egzersiz büyük kas gruplarına yönelik yapılan egzersiz yöntemidir. Haftada en az 3 defa yapılmalı ve kas gergin bir pozisyonda ise 10-30 saniye arası tutulmalıdır. Bu hareket 7-10 defa tekrarlanmalıdır.

Egzersiz ile fiziksel aktive arasındaki tanım farkına bakılırsa; fiziksel aktiviteler, bahçe işlerinde çalışmak, yaprakları tırmık ile toplamak, köpeği gezdirmek ve asansör yerine merdiven kullanmak gibi herhangi bir bedensel hareketlerdir.

Egzersiz ise;  ağırlık eğitimi, aerobik sınıfına giren, özel olarak planlanmış, yapılandırılmış ve tekrarlama amaçlı bir eğitim ile karakterize edilen fiziksel aktivitenin bir alt kümesi olarak tanımlanmaktadır.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, yaşlı yetişkinler de dahil olmak üzere neredeyse herkesin fiziksel ve zihinsel sağlığı için önemlidir.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, insanların yaşlanma sürecinde bazı hastalık ve sakatlıkların gelişme riskini azaltabileceği hatta ilaç olarak kabul edilebileceği fikri hâkimdir.

Düzenli egzersiz, kas gelişimi ve dayanıklılık artışı ile vücut yağ oranının düşürülmesi sonrasında bazal metabolizmada artış olarak karşılık verir.

Düzenli egzersiz,  sağlıkta hastalıkta en sık reçete edilen terapilerden biridir. Örneğin, çalışmalar eklem sorunları, kalp hastalığı veya diyabetli kişilerin düzenli egzersizden yararlandıklarını göstermektedir.

Düzenli egzersiz, ayrıca yüksek tansiyon, denge sorunları veya yürümede zorluk çeken insanlara yardımcı olur. Yapılan araştırmalarda artan fiziksel egzersize cevap olarak her iki cinsiyette de % 20-35 ölüm riskinin azalması arasındaki ilişki ortaya konulmuştur.

Egzersiz esnasında,

  • Göğüs ağrısı veya göğüste sıkışma hissi olduğunda.
  • Baş dönmesi veya bayılma meydana geldiğinde.
  • Çalışılan kas grubunda aşırı yüke bağlı yaralanma olduğunda.
  • Nefes alamama hissi yaşandığında.
  • Kalp atımının egzersize şiddetine bağlı olarak düzensiz olmasında.
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik meydana geldiğinde
  • Dayanılmaz ve sık sık kramplar oluştuğunda
  • Belirli kas gruplarında spazm meydana geldiğinde

Egzersiz bırakılıp en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kanamanız durmuyorsa; K Vitamini

Kanamanız durmuyorsa; K vitamininiz eksik olabilir.

K ismi Koagülasyon, kan pıhtılaşmasından geliyor. K Vitamini etkisi gösteren 3 tip madde vardır.

K1 Fillokinon; Bitkisel kaynaklıdır.

K2 Menakinon; Barsakta bakteriler tarafından sentezlenir ve absorbe olur

K3 Menadion ; İzopren yan zinciri olmayan  sentetik K Vitaminidir.

K vitamini

Obstrüktif sarılıkta safra eksikliğine bağlı, ülseratif kolit ve diyare de emilimi azalır.

K Vitamini organizmada depo edilmez.

Bakteriler tarafından kolonda sentezlenir (% 10-15).

Bitkisel kaynaklar

Yeşil yapraklı sebzeler (pırasa, ıspanak..)

Bazı bitkisel yağlar

Brokoli

Hayvansal kaynaklar

Karaciğer

Süt

 

 

 

K Vitamininin Fonksiyonları

Kan pıhtılaşmasını sağlar (II, VII, IX ve X ve Protein C gibi pıhtılaşma faktörlerinin sentezinde rol alır).

Kemik şekillenmesinde katkıda bulunur.

Oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında elektron taşıyıcı rolü üstlenir.

Eksikliğinde, kanama eğiliminde artış oluşur.

Fazlalığında; anemi, gastrointestinal bozukluklar meydan gelir.

 Yeni doğanda K Vitamini

K vitamininin plasentadan geçişi az olduğundan yenidoğanlarda düzeyi normalden çok düşüktür.

 

Ayrıca yenidoğanlar barsaklarında yeterince K vitamini sentezleyecek bakteri olmadığı için K Vitamini eksikliği görülür.

Yeni doğanda gastrointestinal sistem steril olduğundan sentezlenemez.

Sütteki miktar ihtiyacın ancak beşte birini karşılar.

Yeni doğana bir defa Vitamin K iğnesi yapılır.

Sentetik K Vitaminin fazla alınması oral pıtılaşmayı engelleyen ilaçların etkisini bloke edebilir.

Hamile kadınlarda kullanılırsa eritrositlerin aşırı yıkımına bağlı yeni doğan bebekte sarılık görülür.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

E Vitamininin Üremeye Etkisi

E VİTAMİNİ

Vitamin E ( alfa-tokoferol formu) 1920’lerde keşfedilmiştir. 1960’lara kadar Tokotrionellerin bu familyanın bir parçası olduğu düşünülmüştür. Esas olarak üretkenlikle ilişkili bir vitamin olarak isimlendirilmiş ve 1930’larda antioksidan özelliği ortaya konulmuştur.  Vitamin E vücutta birçok sistem etkileyebilmektedir ve güçlü bir antioksidandır. İmmün sistemi güçlendirir, kalp damar sağlığı, akıl sağlığı, göz ve kas sağlığı ve daha fazlası. Yağda eriyen E vitamini hücre membranı ve arter duvarlarını korur.

Vitamin E Ailesi

e vitamini türleri

Vitamin E ailesinin süperstarı; Tokotrienoller

Vitamin E ailesi tokoferol ve tokotrienol olmak üzere iki gruba ayrılır. Tokotrienoller Pennock ve Whittle tarafından 1964’te keşfedilmiştir. 1980’lerin başında kolesterol düşürdüğü biliniyordu, 1990’larda ise anti-kanser özelliği ortaya konuldu. Günümüzde Tokotrienoller hakkında geniş çaplı araştırmalar yürütülmekte ve kan kolesterol düzeyini % 5-35 arasında azalttığı gösterilmiş olup bu da kardiyovasküler hastalıktan korunma için çok önemlidir. Tokoferoller yaygın olarak E vitamini olarak bilinir, fakat çalışmalar tokotrionellerin daha güçlü etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Burada farkı oluşturan en önemli etken moleküler yapıdır. Tokoferoller daha büyük baş ve uzun kuyruk yapısına sahiptir ve bu da molekülün hareketini zor hale getirir. Küçük baş ve kısa kuyrupa sahip olan tokotrienoller çok fazla esnek ve yüksek emilim kapasitesine sahiptir. Ek olarak, çalışmalarda trokotrienollerin kalp sağılığını güçlendiridiği, kan şekerini düzenlediğive birçok sağlığa ek yararı olduğunu ortaya koymuştur.

Peki Tokotrienoller hangi besinlerde bulunur.

 Tokotironeller

 Tokotrioneller ve Tokoferollerin Karşılaştırılması

Çeşitli çalışmalarda Tokoferoller özellikle Alfa-Tokoferol Trokotrionellerin sağlığa yararlarına müdahale ederler. Bir çalışmada; 6 grup tavuğa Tokotrienollere  ek olarak çeşitli miktarlarda Tokoferol veriliyor. Tokoferol çok az veya verilmeyen  gruplarda büyük oradan yağ oranı azalmış. Yüksek oranda Tokoferol verilen grupta kolsterol üretimi artmış. Ek çalışmalar, Tokoferollerin kolesterol seviyelerini, emilimini ve anti-karsinojenik özellikleri etkilediğini göstermiştir.

Bu durumda tokoferoller için denilebilir ki;

Emilimi azaltır

Kolesterolün azaltılmasını etkiler

Kanserin engellenmesini azaltır

Tokotrionellerin parçalanması ve yıkımını artırır

Yüksek dozda kolesterolü artırır

Güney Amerika’da yetişen yağlı bir bitki olan annatto çalısı, beraberinde Tokoferoller olmadan saf Tokotrienoller sunan dünyadaki tek doğal bileşiktir. Ayrıca, Annatto Tocotrienol, pirinç ve palmiye kaynaklara göre 150 – 300 kat daha az Tokoferol içeren en yüksek Tokotrienol konsantrasyonuna sahiptir.

Tokotrionellerin gücü

Geçmişte, çalışmalar çoğunlukla Vitamin E’nin Alfa-Tokoferol formu ile ilişkiliydi. Çok az çalışma tokotronllerden bahsediyorsun. Son yıllarda çalışamaların %30’u tokotrionllere odaklandı. Bu dramik kayma neden? Özellikle delta- ve gamma- Tokotrionellerin yaygın güçlü etkileridir.

 E Vitamini Eksikliğinde Görülen Belirtiler

Deneysel olarak E vit eksikliği oluşturulan gebe sıçanlarda fetüs 1. haftada ölür. E vitamini ile bu önlenebilir.

E vit eksikliğinde iskelet kas lifleri parçalanır, ödem ve hücre infiltrasyonu görülür, hemolitik anemi görülür.

İleri safhada solunum felci ve ölüm görülür.

Çocuklarda kas gelişiminde düzensizliklere neden olur

Erkeklerde germinal epitelde dejenerasyonla steriliteye neden olur.

Kadınlarda düşüğe neden olabilir.

Anemi

Ataksi (kas koordinasyonu bozukluğu).

İnsanlarda E vit eksikliği görülmez, yetersizliği görülür.

Selenyumun etkisi

Selenyum, Vitamin E gibi hücreyi peroksidatif etkilerden korur.

Se etkisi E vitamini ihtiyacını azaltır.

Se, Glutatyon peroksidazın yapısında bulunur. Bu enzim yağ asidi hidroperoksidlerin membran yapısını bozmasını önleyerek E Vitaminine yardımcı olur.

Pankreas normal fonksiyonu için gerekli. Vitamin E ile diğer lipidlerin sindirim ve emilimine etkilidir.

Vitamin E’nin plazma lipoproteinlerine bağlanmasına yardım eder.

 e vitamini kaynakları

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Nedir bu Oksidatif Stres

“Oksidatif stres” terimi ilk olarak “pro-oksidan-antioksidan dengesindeki bozulmanın oksidan lehine bir bozukluğu” olarak tanımlanmıştır. Oksijen kullanımı yaygın olan organizmalarda serbest radikal oluşumunu kontrol altında tutmak ve zararlı maddelerin etkilerini engellemek için antioksidan savunma sistemi yetersiz kaldığı durumda oksidatif stres olarak bilinen durum ortaya çıkar.

Serbest radikaller, besinlerin enerjiye dönüşümü sırasında oluşan reaktif moleküllerdir. Bu enerji dönüşümü sırasında kullanılan ana madde ise oksijendir.

Serbest radikaller, O2 ile minor metabolik ürünleri olan süperoksit (•O2‾), hidrojen peroksit (H2O2, serbest radikal değildir), hidroksil radikali (OH) ve single oksijen (1O2) denilen toksit olan reaktif oksidatif türleridir. Bu moleküller DNA, protein ve lipit bileşenlerine zarar verir.

En önemli reaktif oksijen ürünlerinin kaynakları; mitokondriyal elektron transportu, peroksimal yağ asit metabolizması, sitokrom p450 reaksiyonu ve fagositik hücrelerdir.

Bu ürünler; DNA, protein ya da lipit gibi temel kimyasal yapıların hedef moleküllerinden bir ya da daha çok elektron transferi yaparak okside eder.

Bu reaktif oksijen türleri organizmada genellikle normal fizyolojik olaylar esnasında oluşur ve birçok önemli fonksiyona aracılık eder.

Mitokondrial solunum sırasında kullanılan oksijenin % 2 ila % 5’i serbest radikal oluşturmak için sitokrom oksidaz enzimi ile doğrudan suya indirgenir.

Bu sırada oksijenin çok az bir kısmı elektron transport zincirindeki elektron kaçakları nedeniyle süperoksit anyonunu oluşturur.

Ayrıca hücrelerde çeşitli enzimler (NADPH oksidaz, ksantin oksidaz, sitokrom p450 vb) aracılığıyla, katekolaminler, flavinler vb. otooksidasyonu ile veya parakuat, nitrofurantoin, adriamisin gibi ksenobiyotiklerin redoks döngüsü ile değişik mekanizmalar •O2‾ ve H2O2 meydana getirir.

Hidroksil radikali ise H2O2 ile •O2‾ arasındaki reaksiyon (Haber-Weiss reaksiyonu) sonucunda oluşur. Bu reaksiyon geçiş metalleri (başlıca demir) tarafından katalizlenir ve Fenton reaksiyonu olarak adlandırılır.

Oksidatif stres sonucu oluşan ve reaktif oksijen metabolitleri olarak bilinen moleküller özellikle lipit, protein ve DNA gibi hücre bileşenlerini hasarlandırır. Bu yüzden oksidatif stres vücudumuz için çok zararlıdır ve korunmak için antioksidan besinlerden bolca tüketmeliyiz.