Yazar arşivi Prof. Dr. Mustafa SAYGIN

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

B1 Vitamini: (TİYAMİN, ANÖRİN) Eksikliği

B1 Vitamini: (TİYAMİN, ANÖRİN) Eksikliği

Tiyamin eksikliğinde, dokularda pürivik asit ve bazı amino  asitlerin kullanılması azalırken yağların kullanılması artar.

Bu nedenle, tiyamin özgül olarak karbonhidratların ve bir çok amino asitlerin nihai metabolizmaları için gereklidir.

Tiyamin eksikliğinde görülen bir çok bozukluklardan sorumlu faktör, bu besinlerin kullanımlarının azalmış olmasıdır. Belki duydunuz ama hatırlamakta yarar var.

Beriberi

Tiyamin eksikliğinde

polinörit (çoklu periferik sinir hasarı),

kardiyovasküler semptomlar ve

GIS bozuklukları ile ilgili tabloya verilen isimdir. Özellikle kardiyovasküler semtomlar baskın olduğu zaman, çoğunlukla beriberi olarak tanımlanır

Kardiyovasküler Sistem 

Tiyamin eksikliği kalp kasını da zayıflatır ve kalp yetmezliği gelişir.

Ayrıca kanın kalbe dönüşü de normalin iki katına çıkabilir.

Bu durum, tiyamin eksikiğine bağlı oluşan periferik vazodilatasyona bağlıdır.

Bu da muhtemelen, dokularda metabolik enerji azlığına bağlı oluşan lokal vasküler dilatasyona bağlıdır.

Bu nedenle, tiyamin eksikliğinde kalp yetersizliğine bağlı olarak büyük ölçüde periferik ödem ve asit gelişir.

 Sinir Sistemi

Merkezi sinir sisteminin enerjisinin hemen hemen tamamı karbonhidratların metabolizmasına bağımlıdır

Tiyamin eksikliğinde, sinir oranında azalan glukoz tüketimi, yağ metabolizmasından türeyen keton cisimleri yüzde 50-60 kullanımı ile karşılanır

Tiyamin eksikliğinde, MSS’nin nöronal hücrelerinde kromatoliz ve şişmeye sık rastlanır

Ayrıca, tiyamin eksikiği hem periferik hem de MSS’de sinir liflerinin miyelin kılıflarında dejenerasyona yol açabilir

Periferik sinirlerdeki bu lezyonlar, sık olarak bu sinirlerin aşırı irritabilite kazanmalarına neden olur

Bu durumda, bir veya birkaç periferik sinir boyunca yayılan ağrılarla karekterize polinörit denilen hastalık tablosu ortaya çıkar

Ayrıca, medulla spinalis traktuslarında paralizi oluşturulan dejenerasyonlar görülür.

Bazen paralizi bulunmasa bile, kaslar atrofi sonucu ileri derecede güçsüz kalırlar.

Gastrointestinal Sistem:

Tiyamin eksikliğinde, sindirim bozukluğu, aşırı konstipasyon, anoreksi, mide atonisi ve hipoklorhidri gibi semptomlar ortaya çıkar.

Bu etkilerin tümü, sindirim sistemindeki düz kaslar ve bezlerin karbonhidrat metabolizmasından yeterli enerji sağlayamamalarına bağlanabilir.

 

Beriberi üç farklı klinik tablo göstermektedir:

Sinirsel (kuru) form:

Ön boynuz hücreleri, spinal ganglion ve periferik sinirlerdeki harabiyete bağlı polinöritler ve kaslarda paraliziler görülür.

Çok defa kas-kiriş refleksleri de kaybolur.

Solunum kasları da paralize olabilir.

Kardiyak (ödemli) form:

Sağ ventrikül hipertrofisinden dolayı kalp genişler.

Zayıf ve hızlı nabız, kardiyak ödemle karekteristik dolaşım yetersizliği belirtileri vardır.

Serebral beriberi:

Genel iştah kaybı, bulantı, kusma.

Gözdeki değişiklikler; nistagmus ve çok defa strabismus

Zihin faaliyetinde bozukluk.

Hastalar uykusuzluk, endişe ve melankoliden şikayet ederler.

Bellek bozukluklarına sıklıkla rastlanır.

 

Alkolik nöropati (sinir hasarı)  

Kronik alkolizmde görülen sinir değişiklikleri, hareket ve duyu bozuklukları tiyamin eksikliğine bağlanmaktadır.

Kronik alkolizmde, iştahsızlık, mide ve barsak bozuklukları bu vitaminin yeterli miktarda alınmasına engel olur.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

B1 Vitamini: (TİYAMİN, ANÖRİN)

Suda eriyen vitaminlerden ilk olarak B grubu vitaminlerden başlayalım. B1 vitamini;

Dokulardaki Önemi

Tiyamin metabolik sistemlerde başlıca tiyamin pirofosfat şeklinde görev yapar.

Bu bileşik bir kokarboksilaz olarak, başlıca pürivik asit ve öteki a-ketoasitlerin dekarboksilasyonunda bir protein dekarboksilazla birlikte çalışır.

Dokularda difosfotiyamin halinde bulunur ve asitlerin dekarboksilasyonunu sağlayan koenzim görevini üstlenir.

Özellikleri

Isıya dayanıklı bir vitamindir.

120  0C’a 24  saat dayandığı halde, alkalik ortamda, konserveler içinde kolayca harap olur.

Dokularda CO2 tutulmasına zıt yönde oluşan bu dekarboksilasyonlar özellikle aşağıdaki reaksiyonları ilgilendirir:

Pürivik asit → Asetil CoA + CO2

Oksalasetik asit →    Pürivik asit + CO2

Sitrik asit →    a – ketoglutarik asit + CO2

a – ketoglutarik asit →  Süksinik asit + CO2

Bu reaksiyonlarla ilgili olan karbonhidrat metabolizması (özellikle beyinde) tiyamin eksikliğinde ileri derecede bozulur.

Günlük Miktar

Vücut ağırlığı, metabolizma ve vücut faaliyetine bağlı olarak gereksinim değişir.

Özellikle, karbonhihrat ütilizasyonunda kullanıldığı için, diyetteki glukoz miktarı ile orantılı alınması yerinde olur.

Günde optimal olarak 2 mg verilmelidir.

 Nerelerden alabiliriz

En çok hububat ve bira mayasında bulunur.

Hububat tanelerinden dikkatle hazırlanan kepeksiz beyaz unda ve ileri derecede temizlenmiş pirinçte bulunmaz.

Bezelye, fasulye, mercimek ve fındıkta bol; et, süt ve sebzelerde az bulunur.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Mesleki Beceri ve İletişim Dersi

Dönem II 3. Kurul Mesleki Beceri Uygulama Dersi yönergesini buradan okuyabilirsiniz.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Suda Eriyen Vitaminleri Neden Günlük Almalıyız?

Suda Eriyen Vitaminleri Neden Günlük Almalıyız?

Metabolizma canlı organizmadaki vital (vitamin Latince yaşam anlamına gelen “vita” sözcüğünden kaynaklanır) fonksiyonların yürütülebilmesi için enerjinin üretiminde gerekli fiziksel ve kimyasal süreçlerle işleyen tüm madde ve enerji dönüşümlerine verilen genel bir isimdir.

Metabolizmanın kilit noktasında yer alan enzimlerin sağlıklı çalışıp fonksiyonunu yerine getirebilmesi içinse vitaminler gereklidir.

Suda eriyen vitaminler;

B1 (thiamin);

B2 (riboflavin);

B3 (niacin);

B4 (cholin);

B5 (pantothenic acid);

B6 (pyridoxine);

B7 (biotin, vitamin H olarak da adlandırılır);

B9 (folic acid);

B12 (cobalamin) ve

C vitamini (Askorbik asit)’dir.

Suda eriyen vitaminlerden B12 hariç hiçbirisi vücutta depo edilmemektedir.

Fazla alınırsa böbrek yolu ile vücut dışına atılmaktadır.

Yağda eriyenler gibi suda eriyenlerin de günlük alınması gerekmektedir. Çünkü,  suda eriyen vitaminler değer olarak çok çabuk bozulan vitamin türleridir. Isıtma esnasında, saklama esnasında, hazırlama esnasında ya da özellikle pişirme esnasında besinlerin içeriğinde yer alan bu tip çözülebilen vitaminler hemen yok olabilmektedir.

Bu nedenle bu tip vitaminleri içeren gıda ürünlerini pişirme esnasında kaynatmamak, kızartmamak ya da başka bir işleme maruz bırakmamak gereklidir.

Mümkün olduğunca işleme sokulmadan ve hızlı bir şekilde tüketilmesi gerekir.

Bu yüzden suda eriyen vitaminleri içeren besinler dikkatli hazırlanmalı ve hemen tüketilmelidir.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Aman Jet-Lag olmayın !!!

Aman Jet-Lag olmayın !!!

Günümüzde dünya bir köy haline geldi denilmekte ve pekte haksız sayılmazlar. Çünkü ulaşım araçlarının çeşitliliği ve hızı sayesinde artık her yere istediğimiz zaman kısa süre içerisinde ulaşabiliyoruz.İyi hoş ama dikkat etmezsek Jet-Lag olabiliriz. Peki bu Jet-Lag denilen şey ne o zaman.

ICSD-3 uyku bozuklukları sınıflamasına içerisinde Sirkadiyen ritim uyku-uyanıklık bozuklukları alt tipi Jet Lag Tipi Uyku Fazı Bozukluğu olarak tanımlanmaktadır.

Jet-lag ya da zaman dilimi değişikliği sendromu, genellikle uzun mesafeli kıtalar arası uçuşlardan sonra gelişir. Belirgin bir saat farkı olan bir bölgeden diğerine yolculuk yapıldığından endojen sirkadyen ritm ile çevresel koşullar arasında uyumsuzluklar meydana gelir ve vücut hızla değişen yeni zaman dilimine uyum sağlayamaz.

Gün ışığı melatonin salınımını inhibe eder ve Melatonin sentezi inhibe edildiğinde       uyku biyoritmi bozulmaktadır (Jet-Lag         hastalığı).

Sık ve ağır şekilde yaşlılarda görülür.

Yorgunluk ve gündüz aşırı uykululuk hali, gece uyku bozuklukları, duygu durum değişiklikleri, odaklanma güçlüğü ve gastrointestinal problemler sık görülen belirtilerdir ve semptomlar genellikle geçicidir.

Belirtilerin şiddeti, yolculuğun yönüne ve geçilen zaman dilimi sayısına göre değişiklik gösterebilir.

Batıya nazaran doğu yönüne yapılan seyahatlerde endojen sirkadiyen ritmin varılan bölgeye uyumu daha güçtür.

Çünkü endojen sirkadiyen ritmin 24 saatten biraz daha uzun olması nedeni ile uyku fazının geciktirilmesi erkene çekilmesinden daha kolaydır.

Doğuya yapılan seyahatlerde varış zaman dilimine göre kişinin endojen ritminde faz gecikmesi olur ve güncel koşullara uyum sağlanabilmesi için uyku fazının erkene kaydırılması gerekir

Tedavi şekli seyahat süresine ve yönüne bağlı olarak değişiklik gösterir. 3 günden kısa yolculukta bir şey yapılmaması gereklidir.

Tedavide amaç endojen sirkadyen ritmi çevre koşullarına uygun hale getirmek.

Doğuya doğru yapılacak seyahat öncesinde sabah saatlerinde ışığa maruz kalma sağlanırken, akşam saatlerinde ışığa maruz kalmaktan kaçınılır. Böylece seyahat öncesinde endojen faz erkene kaydırılarak yolculuk sonrası oluşacak faz gecikmesi önlenilmeye çalışılır. Seyahat sonrasında ilk 2-3 gün sabah erken saatlerde ışıktan kaçınma, öğleden sonra ise ışıklı ortamda bulunmak önerilir.

Batıya doğru yapılan seyahatlerde, seyahat öncesinden uyku saatlerinin geciktirilmesi ile endojen ritmin varış saat dilimine hazırlığı sağlanabilir. Ayrıca seyahat sonrasında, gidilen bölgedeki uyuma saatine kadar uyumamaya çalışılmalıdır .

Melatoninin varış sonrası dört gün boyunca uykudan önce 2-5 mg dozlarında alınması, jet lag semptomlarını önlediği ya da azalttığı ve yeni endojen sirkadiyen ritmin oluşmasına katkıda bulunduğu belirtilmektedir.

Sabah uykululuğun giderilmesinde kafein etkili olabilir. 

Uzun uçak yolculuklarında    melatonin kullanımı tercih edilir. Yatmadan önce 0.5-5 mg, genellikle hedefe varış gününde alınır (2-3 gün önceden de olabilir), 2-5 gün devam edilir).

Daha uzun süreli yolculuklarda ise parlak ışık uygulanabilir. Melatonin kullanımı da etkilidir.

Doğuya yolculukta 4 gün 2-5 gram melatonin kullanılabilir.

Yada 10 mg zolpidem kullanılabilir.

Uyku hijyeni için kafein ve alkolden kaçınılmalı, bol sıvı alınmalı ve hafif egzersiz yapılmalıdır.

 

Doç. Dr. Mustafa SAYGIN

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Egzersiz de Antioksidan mıdır?

Egzersiz Antioksidan

Antioksidanların fonksiyonları koruma, durdurma ve tamir olmak üzere üç başlıkta toplanabilir.

Koruma fonksiyonuna sahip olan antioksidanlar, glutatyon peroksidaz (GPx), Süperoksit dismutaz (SOD) ve metallerle (kompleks yapıcı proteinler) radikallerin oluşumunu engellerler.

Durdurma rolü olan antioksidanlar, radikal yakalayıcılar olarak bilinen antioksidanlar tarafından (albümin, ürat ve vitamin C zincir başlamasını önleyerek; ubikinon, vitamin E, flavonoidler ve karotenoidler zincir ilerlemesini durdurarak) tutularak radikal etkinliği durdurulur.

Onarıcı rolü olan antioksidanlar; metabolizma sırasında oluşan radikaller hücreye vermiş oldukları zarar; proteaz, lipaz, transferazlar ve DNA onarıcı enzimler  devreye girerek zarar görmüş hücreyi onarır veya yenilerler.

Egzersiz sırasında oksijen tüketimi artmakta ve oksijen tüketimindeki bu artış serbest radikal üretiminde de artmaya neden olmaktadır.

Egzersiz sırasında oluşan serbest radikaller enzimatik ve nonenzimatik antioksidan savunma mekanizmalarınca nötralize edilir.

Düzenli yapılan egzersizin SOD, GPx gibi antioksidan enzimlerin aktivitelerinde bir artmaya neden olarak oksidatif stresin oluşturmuş olduğu zararlı etkilerini ortadan kaldırabildiği ve egzersize cevaben oluşan faydalı etkilerin oksidatif stres ve artan antioksidan kapasite arasında bir bağlantı olduğu anlamına gelir.

Sağlık açısından düzenli antrenmanların birçok sayıda faydası bulunurken, şiddetli fiziksel egzersizler serbest radikal üretimindeki artıştan dolayı oksidatif hasarı artırabilir.

Kronik egzersizin ise oksidatif stresle ilişkili hastalıklara karşı organizmayı koruduğu ve lipid peroksidasyon aktivitesini, oksidatif protein ve DNA hasarını azalttığı tespit edilmiştir.

Egzersiz ve oksidatif stres arasındaki ilişki egzersizin moduna, yoğunluğuna ve süresine bağlı olarak son derece karmaşıktır.

Bununla birlikte, egzersiz artan oksidatif strese yol açsa da, endojen antioksidan savunmaları güçlendirerek bunu ortadan kaldırmaktadır.

Hadi yapalım ve antioksidan besinlerle de destekleyerek hastalıklara karşı dimdik ayakta duralım.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Egzersizle Yaşam Kalitemizi Nasıl Arttırabiliriz?

İskelet kası, egzersiz eğitiminin temel hedefidir. İskelet kasında değişiklikler, dayanıklılık ve metabolik etkinliği arttırmak için çok önemlidir.

Dayanıklılık egzersizi mitokondriyojenezinde bir artışa, glikolitik ila oksidatiften lif dağılımında bir kayma ve sonuçta aerobik kapasitede bir artışa yol açan ve obezite, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi hastalıkları yavaşlatan yağlı asit oksidasyonunda bir artışa neden olur.

Kas kılcal damar yoğunluğunun arttırılması kasın iyileştirilmiş glukoz iletimi ile sonuçlanır.

Egzersiz; insülin duyarlılığını arttırır, kan basıncını azaltır, otonomik tonusu geliştirir, sistemik inflamasyonu azaltır; kan pıhtılaşmasını azaltır, koroner kan akışını artırıcı etki ile kardiyak fonksiyonu geliştirir ve endotel fonksiyonunu iyileştirir.

Egzersiz, kanser oranlarında da (özellikle kolon ve meme kanseri) önemli bir azalmaya neden olabilir. Olası açıklamalar arasında yağ depolarında azalma, yüksek yağ içeren bir diyetin enerji harcaması ile dengelenmesinin artırılması, artan cinsel hormon seviyelerinde değişiklikler, bağışıklık fonksiyonu, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörleri, serbest radikal oluşumu ve tümör hücresi biyolojisi üzerindeki doğrudan etkiler sayılabilir.

Egzersizin, enfeksiyona olan yatkınlığı azaltmasında rol alan mekanizmalar; organizmanın immün sistem aracılı stres cevabında ve nöroendokrin hormonların salınmasında, egzersiz ile denge oluşturulması, vücut yağında egzersizle indüklenen azalma, immün sistemin kendi içindeki düzenli olan değişiklikleri beraberinde getirmesidir.

Egzersiz, hipotalamus-hipofiz-adrenal bez (HPA) yolağını aktive eder ve böylece kortizol salınımını arttırarak makrofaj fonksiyonlarını etkiler.

Tüm bunlar immün sistemin, sinir sistemi ve endokrin sistem arasındaki iletişimi sağlayan yolakların varlığını göstermektedir.

Yani egzersizle enfeksiyonlara karşı direncimiz artar. Kış geldi, evlere tıkılıp kalmayalım, hadi yapalım.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kaliteli Yaşam=Egzersiz

Eğer düzenli egzersizi hayatımıza sokabilirsek hayatımızda ne gibi değişiklikler olacaktır, bir bakalım.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite yaşlı yetişkinler de dahil olmak üzere neredeyse herkesin fiziksel ve zihinsel sağlığı için önemlidir. Önceki yazımda farklarını anlatmıştım.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, insanların yaşlanma sürecinde bazı hastalık ve sakatlıkların gelişme riskini azaltabileceği hatta ilaç olarak kabul edilebileceği fikri benimsenmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın sonbahar aylarında her yıl başlattığı obeziteye karşı mücadele programında düzenli olarak her gün 10 000 adım yürüyüş önerilmektedir.

Egzersiz; yaşam kalitemiz ya da yaşam konforumuzu direk etkileyen ama nedense hep hayalini kurduğumuz bir sosyal etkinliktir. Bu sayede birçok kasımızı ve organımızı çalıştırmanın yanı sıra sosyal çevremizi de geliştirmiş oluruz. Peki, düzenli olarak egzersiz yaparsak kendimiz adına neler yapmış oluruz.

Egzersiz; diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık gibi beyindeki işlev bozukluğuna ve nörodejenerasyona neden olan çevresel risk faktörlerini azaltarak egzersiz, başarılı bir beyin fonksiyonu sağlar.

Egzersiz; inflamasyonun azaltılmasının, egzersizin kognitif düşüş ve nörodejenerasyon için periferik risk faktörlerini azalttığı ortak bir yöntem olduğunu önerilmektedir .

Egzersiz; nöronlarda LTP’yi ve ilave büyüme faktörlerinin üretimini artırabilir. Büyüme faktörlerine ek olarak birçok proteinin metabolizmaya, inflamasyona ve sinaptik plastisiteye karışanlar dahil birçok sınıfının egzersizle düzenlendiğini göstermiştir.

Egzersiz;  yaşlı insanlarda bilişsel performans üzerinde koruyucu etkileri vardır. Bu da demanstan uzak durmamıza yardımcı olur.

Egzersiz; sinaptik yapı oluşturma, beyin plastisite mekanizmalarını aktive etme, nöron gelişimi ve damarlanmayı arttırma gibi beyin fonksiyonları üzerinde çok boyutlu etkilere sahip olmakla beraber; beyin metabolizma kapasitesinde artış ve antioksidan savunmasında da söz sahibi diyebiliriz.

Egzersiz ilişkili uyumlar özellikle kardiyorespiratuvar, kas iskelet sistemi, vücut kompozisyonu ve metabolizmasında açıkça görünmektedir.

Egzersiz; Depresyon ve anksiyete durumlarının azaltılmasında vücut kas geriminde azalma ve endojen opiatların etkileri ile depresyondan uykuya kadar merkezi sinir sisteminde birçok alanda egzersizin orta dereceli ve düzenli yapılmak şartı ile pozitif yönlü yardımcı olduğu gösterilmiştir.

Egzersiz; Ruh halini ve genel refahı iyileştirdiği, ayrıca ruh durum değişikliği ve egzersize bağlı öfori dahil olmak üzere çeşitli ağrı ve psikolojik değişimlerle ilişkili olabileceği bilinmektedir.

Egzersiz; Görevler arasında hızlı geçiş yapma, bir aktiviteyi planlama ve alakasız bilgileri görmezden gelme gibi bilişsel işlev yeteneklerin bazı yönlerini de geliştirebileceği veya koruyabileceği ön görülmektedir.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Mor ve Minnak-3

Peki Ya Beynimiz?

Antosiyaninler beyin merkezindeki nöronal sinyalleşmeyi arttırır. Güçlü bir hafıza ile düzenli yaban mersini tüketmek arsında ilginç ve güçlü bir ilişki mevcuttur. İçeriğindeki vitamin ve minareller merkezi sinir sistemini geliştirirken antioksidan özelliği ile de bilişsel zorluk yaratan hücresel hasar en aza inmektedir.

Özellikle son yıllarda çocuklarda sıkça yaşanan dikkat eksiklikleri ve ileri yaşlarda sıklıkla görülen Alzheimer hastalığı için düzenli olarak yaban mersini tüketimi öneriliyor.

Yaban mersini, sinir sistemini yatıştırır!

Günlük rutin yaşam içinde pek çok olumsuz faktör, sinir sistemimizi yıpratmakta, strese, depresyona yol açmaktadır. Ancak vitamin, mineral ve diğer faydalı bileşenleri sayesinde yaban mersini, kişinin enerjisini yükseltir, yaşamdan aldığı tadı artırır, stres ve depresyona girme eşiğini yükseltmiş olur. Buna bağlı uyku problemlerini çözmede yardımcıdır. Enerji metabolizmasını düzenleyerek kişinin rahatlamasına yardımcı olan yaban mersini, doğal antidepresan olarak kabul edilir. Rengi ne kadar koyu olursa içeriği o kadar zengin olur.

Uzm. Dr. Selçuk YAŞAR

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Egzersiz ve Fiziksel Aktivite

Bilinen egzersiz tipleri;

  1. Dayanıklılık Tipi Aerobik Egzersiz: Yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, tenis gibi aktivitelerdir. Dayanıklılık türü egzersizlerin haftanın en az 3 günü ve günde 30 dakika olmak üzere uygulanmalıdır. Zaman yokluğu nedeniyle uzun soluklu bir egzersizi tamamlamada sıkıntı çekiliyorsa, aktivite gün içinde daha kısa sürelere bölünerek uygulanabilir. Aralıklı egzersizle sürekli egzersizlerle aynı faydayı sağladığı gözlenmektedir. Orta şiddetteki egzersizlerin yüksek şiddetteki egzersizlere göre kan basıncını daha etkin düzeyde düşürebildiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.
  2. Direnç ve Ağırlık Egzersizleri: Bacaklar, kollar, göğüs ve karın bölgesindeki geniş kas gruplarını çalıştıran aktivitelerdir. Hızlı yürüyüş, yük taşıma, serbest ağırlıklar kullanma, ağırlık aletleri ile çalışma. Egzersizler haftada en az 3 günü ve günde 3 set olmak üzere 9-11 tekrarlı şekilde uygulanmalıdır.
  3. Germe Egzersizleri: Daha az kalori yakar, kas boyunu artırır ve uzanma-germe ve eğilmeye yönelik eklemlerin hareketlerini artırır. Yoga, hafif germe egzersizleri örnek verilebilir. Bu egzersiz büyük kas gruplarına yönelik yapılan egzersiz yöntemidir. Haftada en az 3 defa yapılmalı ve kas gergin bir pozisyonda ise 10-30 saniye arası tutulmalıdır. Bu hareket 7-10 defa tekrarlanmalıdır.

Egzersiz ile fiziksel aktive arasındaki tanım farkına bakılırsa; fiziksel aktiviteler, bahçe işlerinde çalışmak, yaprakları tırmık ile toplamak, köpeği gezdirmek ve asansör yerine merdiven kullanmak gibi herhangi bir bedensel hareketlerdir.

Egzersiz ise;  ağırlık eğitimi, aerobik sınıfına giren, özel olarak planlanmış, yapılandırılmış ve tekrarlama amaçlı bir eğitim ile karakterize edilen fiziksel aktivitenin bir alt kümesi olarak tanımlanmaktadır.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, yaşlı yetişkinler de dahil olmak üzere neredeyse herkesin fiziksel ve zihinsel sağlığı için önemlidir.

Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, insanların yaşlanma sürecinde bazı hastalık ve sakatlıkların gelişme riskini azaltabileceği hatta ilaç olarak kabul edilebileceği fikri hâkimdir.

Düzenli egzersiz, kas gelişimi ve dayanıklılık artışı ile vücut yağ oranının düşürülmesi sonrasında bazal metabolizmada artış olarak karşılık verir.

Düzenli egzersiz,  sağlıkta hastalıkta en sık reçete edilen terapilerden biridir. Örneğin, çalışmalar eklem sorunları, kalp hastalığı veya diyabetli kişilerin düzenli egzersizden yararlandıklarını göstermektedir.

Düzenli egzersiz, ayrıca yüksek tansiyon, denge sorunları veya yürümede zorluk çeken insanlara yardımcı olur. Yapılan araştırmalarda artan fiziksel egzersize cevap olarak her iki cinsiyette de % 20-35 ölüm riskinin azalması arasındaki ilişki ortaya konulmuştur.

Egzersiz esnasında,

  • Göğüs ağrısı veya göğüste sıkışma hissi olduğunda.
  • Baş dönmesi veya bayılma meydana geldiğinde.
  • Çalışılan kas grubunda aşırı yüke bağlı yaralanma olduğunda.
  • Nefes alamama hissi yaşandığında.
  • Kalp atımının egzersize şiddetine bağlı olarak düzensiz olmasında.
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik meydana geldiğinde
  • Dayanılmaz ve sık sık kramplar oluştuğunda
  • Belirli kas gruplarında spazm meydana geldiğinde

Egzersiz bırakılıp en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır.