Kategori arşivi Sağlıklı Yaşam Rehberi

ileNurdan YILDIRIM

Kış Kirazında Ne yok ki?

Ashwagandha, Ana aktif bileşenleri  alkaloidler ve steroidal laktonlardır. Bunlar tropine ve cuscohygrine.

Yapraklarında steroidal laktonlarında, withanolides içerir Çeşitli alkaloidler arasında, withanine ana bileşenidir.

Özellikle bir withaferin için, temel bileşeni withanolide, ashwagandha bitkisinden  izole edilmiştir. Withanolides altı üyeli bir halka olması lakton, C9 yan zincirli C28 steroidal çekirdeği sahiptir.

Ashwagandha bitki içeriğinde, Anaferine (alkaloid), anahygrine (alkaloid), beta-sisterol, klorojenik asit (sadece Ashwagandha yapragında), sistein (Ashwagandha meyvesinde ), cuscohygrine (alkaloid), demir, pseudotropine (alkaloid), skopoletin, somniferinine (alkaloid), somniferiene (alkaloid), tropanol (alkaloid), withaferin A (steroid lakton), withanine (alkaloid), withananine (alkaloid) ve withanolides AY (steroid laktonlar) maddeler bulunmaktadır.

Ashwagandha bitkisinin köklerinde, diğer alkaloidleri  somniferine, somnine, somniferinine, withananine, sözde withanine, tropine, sözde tropine, 3-a-gloyloxytropane, kolin, cuscohygrine, isopelletierine, anaferine ve anahydrine vardır. İki asil steryl glucoside olan, sitoindoside VII ve VIII sitoindoside bitkinin köklerinden izole edilmiştir.

Ashwagandha Şifa Bitkisinin yetiştiği yerler; Hindistanın alt topikal bölgeleri Pencap, Madya Pradeş, Gujarat ve Rajasthan Ayrıca Nepal , Güney Afrika, Kongo, Mısır, Fas, Ürdün ve Afganistan’da yoğun bir şekilde bulunur.

Nurdan YILDIRIM

ileNurdan YILDIRIM

Kış Geldi; Kış Kirazına Ne Dersiniz?

Kış Kirazı; Ashwagandha,

Latince Withania SOMNIFERA, Fitoterapistler Hint ginsengi olarak adlandırdığı, Ayurveda yani eski Hint Tıbbının kabul ettiği şifalı bitkidir.

Biyoloji sınıflandırılmasında Domates gibi Solanaceae ailesinin üyesidir. AshwagandhaSanskritçede “at kokusu” (ashwa-at, Gandha-koku), muhtemelen atın terli kokusuna benzer bir kokusu olduğundan bu adı almıştır. Latince adı SOMNIFERA türündeki “uyku indükleyici” anlamına gelir.

Ashwagandha Bitkisi, yıldız deseni gibi büyüyen, çalı gibi kısa boylu kök gövde ve oval yapraklardan oluşan bir bitkidir. Ortalama 35-75 cm büyüyen tüylü  bir gövdesi vardır. Olgun meyveleri turuncu-kırmızı, çiçekli hali yeşildir. Bitkinin  tıbbi amaçlar için kullanılan uzun kahverengi yumrulu kökler vardır.

Ashwagandha sıcak, güneşli, kuru kumlu topraklarda büyür ve çok fazla sulu ortamları sevmez.

Ashwagandha, özellikle stres ve sakinleştirici bir tonik olarak kullanılan bir adaptogen olarak kabul edilir. Bir adaptogen olduğu için, aynı zamanda tüm vücut üzerinde genel bir yenileme yada tazeleme  etkiye sahiptir.

 

Nurdan YILDIRIM

ileUzm. Dr. Selçuk YAŞAR

Mor ve Minnak-6

Paçalarımdan akıyor yardım edin

Almanya’daki sağlık uzmanları kurutulmuş olgun yaban mersini meyvelerini akut ishalin tedavisi için önermektedir. Yaban mersini,   ishal, hazımsızlık ve mide bulantısı gibi mide rahatsızlıklarını tedavi etmek için de kullanılır.  Anti-inflamatuar ve büzücü özellikleri, dokuları sıkılaştırmaya ve ishal semptomlarını azaltmaya yardımcı olur. Besin lifleri sayesinde sindirimi düzenlediğinden kabızlık gibi sorunların da üstesinden gelmenizi sağlıyor.

Su içsem yarıyor

Besin lifi açısından zengin olmasından dolayı diyettekilerden de desteğini esirgemeyen yaban mersini, kendinizi daha uzun süre tok hissetmenizi sağlayarak zayıflamanızda önemli  bir rol oynayabiliyor.

Kalorisi çok düşük.

100 gram yaban mersininde yaklaşık 57 kalori bulunuyor. Bu sebeple diyet listeleri için vazgeçilmez bir ara öğün.

Hızlı kilo kontrolü sağlamak açısından en önemli yardımcılardan biridir.

Yaban mersini içeriği lifler bakımından zengin olduğu için hem sindirim sistemini iyi çalıştırarak hem de kişiyi daha uzun süre tok tutarak kilo vermeyi kolaylaştırır.

Ayrıca glisemik indeksi, karbonhidrat oranı ve kalorisi de düşük olduğu için diyet yapanlar gönül rahatlığıyla yaban mersini tüketebilirler. Çeşitli hayvan deneylerinde kilo kaybını sağladığı doğrulanmıştır.

Ancak diyet programı ve fiziksel aktivitenin önemi yadsınamaz.

Uzm. Dr. Selçuk YAŞAR

ilerahimerana

Almak Zorundayız; Ama Nasıl ve Nereden?

Omega-3 Nasıl ve Nereden?

Yetişkin bir insanın günlük Omega-3 gereksinimi 1-1,5 gr’dır.

Alfa-Linolenik asit;  Eikozapentaenoik asite  (EPA)  daha sonra ise Docosahexaenoic asite  (DHA) dönüşür.

Alfa-Linolenik asidin kaynakları; ceviz, kolza, keten tohumu yağı, kanola yağı, kuş üzümü yağı ve yeşil yapraklardır.

Bitkisel olan bu  kaynaklardan alınan Alfa-Linolenik asitin  %15’i EPA’ % 5’i DHA’ya dönüşebilmektedir.

EPA ve DHA’nın başlıca kaynakları ise su ürünleridir. Bu nedenle bitkisel kaynaklar DHA ve EPA içeren su ürünleri  kadar iyi omega-3  kaynağı değillerdir.

Somon balığı, orkinos (ton) balığı, uskumru, sardalya, hamsi gibi soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar omega-3 den zengin olduğu için tavsiye edilir.

Peki yeteri kadar bunlardan tüketirsek günlük ihtiyacımızı karşılayabilir miyiz?

Organik tohum kullanılmaması, yapay tarım ve artan çevre kirliliği bitkisel kaynaklı gıdaların; kapalı mekan, yapay ışık, suni yem hayvansal kaynaklı gıdaların besin değerlerinde ciddi düşüşlere sebep olmuştur.

Gıdaları doğal ortamında yetişmiş olarak bulup tüketmek oldukça zor hale gelmiştir.

Denizlerdeki kirlilik nedeniyle özellikle soğuk sularda yaşayan balıklarda ağır metal birikimi fazladır. Besinlerden yeteri kadar omega-3 gereksinimimizi karşılamamız mümkün değildir.

Omega-3 desteği kullanmanın gerekliliği kaçınılmazdır.

Dyt. Rahime Rana SAYGIN

ileUzm. Dr. Selçuk YAŞAR

Mor ve Minnak-5

Yanıyor Doktor Bey

Yaban mersini mesane enfeksiyonları ve idrar yolu enfeksiyonları için en şifalı bitkilerden biridir. İçinde bulunan hidrokinon ve arbutin böbrek yetmezliğine ilaç olur. .İdrar yolları enfeksiyonlarıyla mücadelede etkilidir. Yaban mersini de antosiyanin bileşiğini içermesi sebebi ile mesane duvarlarına yapışıp inflamasyon (iltihap) ve yanmaya neden olan, enfeksiyon oluşturan bakterilerin oluşumunu engeller. Yüksek oranda C vitamini de idrar yollarında bakteri oluşumunu engeller.

Ben yemiyeyim kolesterolüm var     

Yüksek lif, antioksidan kapasite ve kötü kolesterolü azaltıcı özelliği ile kalp sağlığını koruyucu özelliktedir. 2012’de 93 bin kadın üzerinde yapılan bir çalışmada haftada 3 veya daha fazla porsiyon yaban mersini ve çilek tüketen kadınlar bu meyveleri ayda 1 veya daha az tüketenlerle karşılaştırıldığında kalp krizi oluşum riski yüzde 32 daha az olarak saptanmıştır.

 Göz sağlığını iyileştirici özelliktedir. Yaban mersini içeriğindeki antioksidan özellikteki karotenoidler ve flavonoidlerin yanı sıra A, C ve E vitamini, selenyum, çinko ve fosfor ile göz sağlığı için gerekli olan tüm öğeleri içerir.

Yetişkinler üzerinde yapılan bir çalışmada günde 3 ve üzerinde meyve tüketenler günde 1,5 porsiyon ve altında tüketenlerle kıyaslandığında ilerleyen yaşlarda görme kaybı ile sonuçlanan makula(sarı nokta)  dejenerasyonu oluşum riskini yüzde 36 oranında azalttığı saptanmıştır.”

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar yaba nmersini ekstresinin retinayı koruduğunu göstermiştir. Çift kör yöntemiyle ve plasebo kontrollü olarak yapılmış iki küçük çaplı çalışmada deneklerin körlüğe kadar ilerleyebilen ciddi bir rahatsızlık olan retinopati rahatsızlıklarında iyileşme görülmüştür.

Uzm. Dr. Selçuk YAŞAR

ilerahimerana

Almak Zorundayız

ESANSİYEL YAĞ ASİDİ NE DEMEKTİR

Vücudumuzda sentezlenemedikleri için dışardan alınması zorunlu olan yağ asitlerine  “esansiyel yağ asitleri”  denir.

Bunlar omega-6 yağ asidi türevi olan linoleik asit (LA) ve bir omega-3 yağ asidi türevi olan alfa-linolenik asit (ALA) dir.

Esansiyel yağ asitleri vitamin benzeri maddelerdendir  ve F vitamini olarak da adlandırılır.

Bu iki yağ asidinden daha uzun zincirli yağ asitleri sentezlenebilmektedir. Bu sentez sınırlı olduğundan  γ-linolenik asit,  araşidonik asit (AA) , eikozapentaenoik asit  (EPA)ile dokozahekzaenoik asit  (DHA)   “şartlı esansiyel yağ asidi” olarak nitelendirilmektedir .

OMEGA 6 /OMEGA 3 ORANININ ÖNEMİ NEDİR?

Omega 3 ve omega 6 yağ asitleri farklı grup eikozanoidlerin  ana malzemesidir. Bu  eikozanoidlerin birbirlerine zıt fonksiyonları vardır.

Aynı enzimlere gerek duymaları sebebiyle omega-3 ve omega-6 yağ asitleri arasında rekabet vardır.

Birinin aşırılığı diğerinin metabolizmasına müdahale etmektedir.

Dolayısıyla omega 3 ve omega 6 vücuda belirli bir denge içinde alınmalıdır. İdeal beslenmede omega6/ omega 3 oranı 5:1 ile 10:1 arasında olmalıdır.

Günümüzdeki diyetlerde yaklaşık olarak n-6 yağ asitleri, n-3 yağ asitlerinden 15- 20 kez daha fazla bulunmaktadır.

Bu oranın bozulması; Kalp hastalığı, Hipertansiyon, Diyabet, Obezite, Alzheimer, Romatoid Artirit, Kronik Akciğer Hastalıkları, Depresyon, Kanser, Öğrenme güçlüğü gibi hastalıkların artışıyla ilişkilidir.

Dyt. Rahime Rana SAYGIN

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kanamanız durmuyorsa; K Vitamini

Kanamanız durmuyorsa; K vitamininiz eksik olabilir.

K ismi Koagülasyon, kan pıhtılaşmasından geliyor. K Vitamini etkisi gösteren 3 tip madde vardır.

K1 Fillokinon; Bitkisel kaynaklıdır.

K2 Menakinon; Barsakta bakteriler tarafından sentezlenir ve absorbe olur

K3 Menadion ; İzopren yan zinciri olmayan  sentetik K Vitaminidir.

K vitamini

Obstrüktif sarılıkta safra eksikliğine bağlı, ülseratif kolit ve diyare de emilimi azalır.

K Vitamini organizmada depo edilmez.

Bakteriler tarafından kolonda sentezlenir (% 10-15).

Bitkisel kaynaklar

Yeşil yapraklı sebzeler (pırasa, ıspanak..)

Bazı bitkisel yağlar

Brokoli

Hayvansal kaynaklar

Karaciğer

Süt

 

 

 

K Vitamininin Fonksiyonları

Kan pıhtılaşmasını sağlar (II, VII, IX ve X ve Protein C gibi pıhtılaşma faktörlerinin sentezinde rol alır).

Kemik şekillenmesinde katkıda bulunur.

Oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında elektron taşıyıcı rolü üstlenir.

Eksikliğinde, kanama eğiliminde artış oluşur.

Fazlalığında; anemi, gastrointestinal bozukluklar meydan gelir.

 Yeni doğanda K Vitamini

K vitamininin plasentadan geçişi az olduğundan yenidoğanlarda düzeyi normalden çok düşüktür.

 

Ayrıca yenidoğanlar barsaklarında yeterince K vitamini sentezleyecek bakteri olmadığı için K Vitamini eksikliği görülür.

Yeni doğanda gastrointestinal sistem steril olduğundan sentezlenemez.

Sütteki miktar ihtiyacın ancak beşte birini karşılar.

Yeni doğana bir defa Vitamin K iğnesi yapılır.

Sentetik K Vitaminin fazla alınması oral pıtılaşmayı engelleyen ilaçların etkisini bloke edebilir.

Hamile kadınlarda kullanılırsa eritrositlerin aşırı yıkımına bağlı yeni doğan bebekte sarılık görülür.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

E Vitamininin Üremeye Etkisi

E VİTAMİNİ

Vitamin E ( alfa-tokoferol formu) 1920’lerde keşfedilmiştir. 1960’lara kadar Tokotrionellerin bu familyanın bir parçası olduğu düşünülmüştür. Esas olarak üretkenlikle ilişkili bir vitamin olarak isimlendirilmiş ve 1930’larda antioksidan özelliği ortaya konulmuştur.  Vitamin E vücutta birçok sistem etkileyebilmektedir ve güçlü bir antioksidandır. İmmün sistemi güçlendirir, kalp damar sağlığı, akıl sağlığı, göz ve kas sağlığı ve daha fazlası. Yağda eriyen E vitamini hücre membranı ve arter duvarlarını korur.

Vitamin E Ailesi

e vitamini türleri

Vitamin E ailesinin süperstarı; Tokotrienoller

Vitamin E ailesi tokoferol ve tokotrienol olmak üzere iki gruba ayrılır. Tokotrienoller Pennock ve Whittle tarafından 1964’te keşfedilmiştir. 1980’lerin başında kolesterol düşürdüğü biliniyordu, 1990’larda ise anti-kanser özelliği ortaya konuldu. Günümüzde Tokotrienoller hakkında geniş çaplı araştırmalar yürütülmekte ve kan kolesterol düzeyini % 5-35 arasında azalttığı gösterilmiş olup bu da kardiyovasküler hastalıktan korunma için çok önemlidir. Tokoferoller yaygın olarak E vitamini olarak bilinir, fakat çalışmalar tokotrionellerin daha güçlü etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Burada farkı oluşturan en önemli etken moleküler yapıdır. Tokoferoller daha büyük baş ve uzun kuyruk yapısına sahiptir ve bu da molekülün hareketini zor hale getirir. Küçük baş ve kısa kuyrupa sahip olan tokotrienoller çok fazla esnek ve yüksek emilim kapasitesine sahiptir. Ek olarak, çalışmalarda trokotrienollerin kalp sağılığını güçlendiridiği, kan şekerini düzenlediğive birçok sağlığa ek yararı olduğunu ortaya koymuştur.

Peki Tokotrienoller hangi besinlerde bulunur.

 Tokotironeller

 Tokotrioneller ve Tokoferollerin Karşılaştırılması

Çeşitli çalışmalarda Tokoferoller özellikle Alfa-Tokoferol Trokotrionellerin sağlığa yararlarına müdahale ederler. Bir çalışmada; 6 grup tavuğa Tokotrienollere  ek olarak çeşitli miktarlarda Tokoferol veriliyor. Tokoferol çok az veya verilmeyen  gruplarda büyük oradan yağ oranı azalmış. Yüksek oranda Tokoferol verilen grupta kolsterol üretimi artmış. Ek çalışmalar, Tokoferollerin kolesterol seviyelerini, emilimini ve anti-karsinojenik özellikleri etkilediğini göstermiştir.

Bu durumda tokoferoller için denilebilir ki;

Emilimi azaltır

Kolesterolün azaltılmasını etkiler

Kanserin engellenmesini azaltır

Tokotrionellerin parçalanması ve yıkımını artırır

Yüksek dozda kolesterolü artırır

Güney Amerika’da yetişen yağlı bir bitki olan annatto çalısı, beraberinde Tokoferoller olmadan saf Tokotrienoller sunan dünyadaki tek doğal bileşiktir. Ayrıca, Annatto Tocotrienol, pirinç ve palmiye kaynaklara göre 150 – 300 kat daha az Tokoferol içeren en yüksek Tokotrienol konsantrasyonuna sahiptir.

Tokotrionellerin gücü

Geçmişte, çalışmalar çoğunlukla Vitamin E’nin Alfa-Tokoferol formu ile ilişkiliydi. Çok az çalışma tokotronllerden bahsediyorsun. Son yıllarda çalışamaların %30’u tokotrionllere odaklandı. Bu dramik kayma neden? Özellikle delta- ve gamma- Tokotrionellerin yaygın güçlü etkileridir.

 E Vitamini Eksikliğinde Görülen Belirtiler

Deneysel olarak E vit eksikliği oluşturulan gebe sıçanlarda fetüs 1. haftada ölür. E vitamini ile bu önlenebilir.

E vit eksikliğinde iskelet kas lifleri parçalanır, ödem ve hücre infiltrasyonu görülür, hemolitik anemi görülür.

İleri safhada solunum felci ve ölüm görülür.

Çocuklarda kas gelişiminde düzensizliklere neden olur

Erkeklerde germinal epitelde dejenerasyonla steriliteye neden olur.

Kadınlarda düşüğe neden olabilir.

Anemi

Ataksi (kas koordinasyonu bozukluğu).

İnsanlarda E vit eksikliği görülmez, yetersizliği görülür.

Selenyumun etkisi

Selenyum, Vitamin E gibi hücreyi peroksidatif etkilerden korur.

Se etkisi E vitamini ihtiyacını azaltır.

Se, Glutatyon peroksidazın yapısında bulunur. Bu enzim yağ asidi hidroperoksidlerin membran yapısını bozmasını önleyerek E Vitaminine yardımcı olur.

Pankreas normal fonksiyonu için gerekli. Vitamin E ile diğer lipidlerin sindirim ve emilimine etkilidir.

Vitamin E’nin plazma lipoproteinlerine bağlanmasına yardım eder.

 e vitamini kaynakları

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Nedir bu Oksidatif Stres

“Oksidatif stres” terimi ilk olarak “pro-oksidan-antioksidan dengesindeki bozulmanın oksidan lehine bir bozukluğu” olarak tanımlanmıştır. Oksijen kullanımı yaygın olan organizmalarda serbest radikal oluşumunu kontrol altında tutmak ve zararlı maddelerin etkilerini engellemek için antioksidan savunma sistemi yetersiz kaldığı durumda oksidatif stres olarak bilinen durum ortaya çıkar.

Serbest radikaller, besinlerin enerjiye dönüşümü sırasında oluşan reaktif moleküllerdir. Bu enerji dönüşümü sırasında kullanılan ana madde ise oksijendir.

Serbest radikaller, O2 ile minor metabolik ürünleri olan süperoksit (•O2‾), hidrojen peroksit (H2O2, serbest radikal değildir), hidroksil radikali (OH) ve single oksijen (1O2) denilen toksit olan reaktif oksidatif türleridir. Bu moleküller DNA, protein ve lipit bileşenlerine zarar verir.

En önemli reaktif oksijen ürünlerinin kaynakları; mitokondriyal elektron transportu, peroksimal yağ asit metabolizması, sitokrom p450 reaksiyonu ve fagositik hücrelerdir.

Bu ürünler; DNA, protein ya da lipit gibi temel kimyasal yapıların hedef moleküllerinden bir ya da daha çok elektron transferi yaparak okside eder.

Bu reaktif oksijen türleri organizmada genellikle normal fizyolojik olaylar esnasında oluşur ve birçok önemli fonksiyona aracılık eder.

Mitokondrial solunum sırasında kullanılan oksijenin % 2 ila % 5’i serbest radikal oluşturmak için sitokrom oksidaz enzimi ile doğrudan suya indirgenir.

Bu sırada oksijenin çok az bir kısmı elektron transport zincirindeki elektron kaçakları nedeniyle süperoksit anyonunu oluşturur.

Ayrıca hücrelerde çeşitli enzimler (NADPH oksidaz, ksantin oksidaz, sitokrom p450 vb) aracılığıyla, katekolaminler, flavinler vb. otooksidasyonu ile veya parakuat, nitrofurantoin, adriamisin gibi ksenobiyotiklerin redoks döngüsü ile değişik mekanizmalar •O2‾ ve H2O2 meydana getirir.

Hidroksil radikali ise H2O2 ile •O2‾ arasındaki reaksiyon (Haber-Weiss reaksiyonu) sonucunda oluşur. Bu reaksiyon geçiş metalleri (başlıca demir) tarafından katalizlenir ve Fenton reaksiyonu olarak adlandırılır.

Oksidatif stres sonucu oluşan ve reaktif oksijen metabolitleri olarak bilinen moleküller özellikle lipit, protein ve DNA gibi hücre bileşenlerini hasarlandırır. Bu yüzden oksidatif stres vücudumuz için çok zararlıdır ve korunmak için antioksidan besinlerden bolca tüketmeliyiz.

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Kış Aylarında Alamadığımız D Vitamini

D vitamini;

Kemik metabolizması ve kas kasılması için kalsiyum (Ca) ve fosforun (P) kan düzeylerinin düzenlenmesinde, rolü olan steroid yapıda bir pro-hormondur.

Vitamin D çeşitli formlarda bulunur.

Kolekalsiferol  (Kalsiol) inaktif ve hidroksillenmemiş formudur.

Kalsifediol (Kalsidiol, hidroksikolokalsiferol, 25-Hidroksivitamin D3) kısaca 25 (OH) D, kanda ölçülen formu budur.

Kalsitriol (1,25-dihidroksivitamin D3) aktif formudur. Böbreklerde üretilerek kana verilir, kandaki kalsiyum ve fosfat düzeyini ayarlayarak hedef organ dokularda birçok fizyolojik reaksiyonda rol alır. Ayrıca enflamasyon, nöromüsküler fonksiyon, büyüme, farklılaşma ve hücre ölümünde birçok genin fonksiyonunu düzenler.

Birçok yayımlanan çalışmada; kardiyovasküler sağlık, diyabet, multipl skleroz, alerji, astım, enfeksiyon, psikiyatrik sağlık, ağrı ve genel mortaliteye faydası olduğu gösterilmiştir. İmmün sistemin çalışmasını sürdürmesi için de gereklidir. Öğrenme ve belleği geliştirir. Sağlıklı glukoz metabolizmasını destekler.

En iyi kanıt kemik sağlığı ve yaşlı kadınlarda mortaliteyi azaltması yönündedir. D vitamini ve mortalite arasında U şeklinde bir ilişki vardır. Çoğunlukla kandaki normal değerleri 40 and 50 ng/mL. arasındadır. Fakat toplumun genelinde düşük seyretmektedir. Bu yüzden birçok hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Örneğin; D vitamini eksikliği ve koroner arter hastalığı ilişkisi, D vitamini ve allerji, D vitamini eksikliği hamilelik ve yenidoğan ilişkisi, çağın pandemisi bunlardan sadece bir kaçı. Toplumun ortalama %90’ında eksik olduğu düşünülürse ve neden olduğu hastalıklara bakılırsa önemi daha net anlaşılacaktır. Yine sağlıklı ve dengeli beslenme ile güneş ışığını ihmal etmemeliyiz.

D Vitamini Kaynakları

D vitamini başlıca, hayvansal kaynaklı gıdalardan sağlanır.

Balık yağı, karaciğer, yumurta, tereyağı, süt ve peynirde bulunur.

Karaciğerde 2-4 aylık depo vardır.

Büyüme çağındaki çocuklarda, gebelikte, laktasyon döneminde ihtiyaç artar

İlk bir yıl infantlara 400 IU/gün D vitamini desteği,

1-70 yaş arasındakilere 600 IU/gün

70 yaşın üzerindekilere de 800 IU/gün D vitamini desteği önerilmektedir.

Günlük ihtiyacın bir bölümü en az 30 dakika arada engel olmadan el ve yüzün güneşle teması ile vücutta sentezlenir.

D Vitamini Eksikliği

Yetersiz güneş ışığı almak y ada alınan kalsiferolün yetersizliği, çocuklarda raşitizm ve büyüklerde osteomalazi semptomlarını ortaya çıkarır.

Raşitizmde kemikteki kalsiyum depolanmasında yetersizlik görülür.

Kalsiferol eksikliğinde uzun kemiklerde epifiz-diafiz sınırındaki kıkırdak hücreleri büyümeye devam eder.

Ancak kemikleşme gecikir ya da duraklar.

Bu nedenle eklemlere yakın bölgelerde kemik uçları genişleyerek normal şekillerini kaybeder ve deformasyona uğrar.

Fontanellerin kapanması gecikir (normalde 1. yaşta kapanır).

İlk olarak 1872’de raşitizmin balık yağı ile tedavi edileceği bulundu.

Mellanby 1918 yılında köpeklerde deneysel raşitizm oluşturup balık yağının bunu önlediğini gösterdi.

Huldschinsky de yapay ultraviyole ışınlarının çocuklarda raşitizmi önlediğini ortaya koydu.

Raşitizm tedavisinde kullanılan kalsiferol adı verilen maddeler; ergokalsiferol (D2) ve kolekalsiferoldür (D3).

Ergokalsiferol (D2)

Ergokalsiferol (D2 vitamini) bitkisel kaynaklı olup en çok maya ve mantarlarda bulunan ergosterolün (provitamin D2) morötesi ışınlara maruz kalmasıyla oluşur. Ancak doğada pek fazla bulunmaz. Daha çok süt ürünlerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılır.D2 vitaminin biyolojik etkinliğinin D3’e göre 3-10 kat daha azdır.

Kolekalsiferol (D3)

Deri yüzeyindeki sekresyonlarda dehidrokolesterolden güneş ışınları yardımıyla oluşur.

UV deriye yakın bölgeler ulaşabildiğinden dolayı bu reaksiyon deriye yakın bölgelerde gerçekleşir.

Süt, yumurta sarısı, tereyağı gibi ürünlerde bol miktarda bulunur.

Balık yağı vit D3 bakımından zengindir.

Isıya dayanıklıdır.

Kalsiyumunn barsaklardan emilimi için gereklidir.