Etiket arşivi Sağlık

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

B2 Vitamini (RİBOFLAVİN)

B2 Vitamini (RİBOFLAVİN)

Bu vitamin başlıca et, süt ve hububatta bulunur ve ince barsaklardan emilir.

Riboflavin ışıkta kolayca haraplanır; 2 saat güneş ışığında kalan sütte % 85’i kaybolduğu halde, pastörize sütte hiçbir değişikliğe uğramaz.

Günde 1,1-1,3 mg yeterlidir. Gebelikte 1,4, emzirmede 1,6 mg’dır.

Normal olarak, B2 vitamini güvenli kabul edilir. Vücudun yaklaşık 27 miligram riboflavin absorbe edebileceği ve idrarda herhangi bir ek miktarın da dışarı atılabileceği için aşırı doz olasılığı düşüktür.

Bununla birlikte, özellikle başka ilaçlarla etkileşime girebileceğinden, herhangi bir takviye almadan önce bir hekimle konuşmak önemlidir. B2 takviyeleri antikolinerjik ilaçlar ve tetrasiklin gibi bazı ilaçların etkinliğini etkileyebilir.

Riboflavin barsakta bakteriler tarafından da yapılır.

Dokularda fosforik asitle birleşerek flavin mononükleotid (FMN) ve flavin adenin dinükleotid (FAD) halinde bulunur.

Flavin, dehidrogenaz enziminin (flavoprotein) prostetik grubunu oluşturarak mitokondride önemli oksitatif sistemlerde H- atomunu taşıyıcı görev yapar.

Başlangıçta NAD ve NADP gerektiren bu oksidasyon reaksiyonlarını izleyen aşamada flavoproteinler gerekir.

Riboflavin eksikliğinde ağır dermatid, kusma, diyare ve kaslarda spastisite ortaya çıkar.

Sonunda kaslar zayıflar, koma ve vücut ısısının düşmesini ölüm izler.

Ağır riboflavin eksikliği vakalarındaki birçok belirtiler, niyasin eksikliğinde görülenlerin aynısıdır.

Her iki durumda da bozuklukların hücrelerde oksidatif süreçlerin bastırılmasından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Riboflavin eksikliği sindirim bozukluklarına, deride ve gözlerde yanma duygusuna ağız köşelerinde çatlama, baş ağrıları, mental depresyon ve unutkanlığa yol açabilir.

Bazı araştırmalar, B2 vitamininin katarakt ve migren baş ağrısını önlemeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Diğer çalışmalar, otizmli çocuklarda, B2, B6 ve magnezyum takviyelerinin idrardaki anormal organik asit düzeylerini azalttığını bulmuşlardır.

Riboflavin eksikliğine bağlanan başlıca değişiklikler;

Angüler stomatit

Glossit

Skrotumda görülen dermatit,

Keratit

Görme bozuklukları

Retrobulber nörit

Seboreik dermatit (deri iltihabı),

Keratokonjonktivit,

Atrofik glossit

Ağız köşesi çatlağı (ragadlar ,çeliozis) görülür.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

B1 Vitamini: (TİYAMİN, ANÖRİN) Eksikliği

B1 Vitamini: (TİYAMİN, ANÖRİN) Eksikliği

Tiyamin eksikliğinde, dokularda pürivik asit ve bazı amino  asitlerin kullanılması azalırken yağların kullanılması artar.

Bu nedenle, tiyamin özgül olarak karbonhidratların ve bir çok amino asitlerin nihai metabolizmaları için gereklidir.

Tiyamin eksikliğinde görülen bir çok bozukluklardan sorumlu faktör, bu besinlerin kullanımlarının azalmış olmasıdır. Belki duydunuz ama hatırlamakta yarar var.

Beriberi

Tiyamin eksikliğinde

polinörit (çoklu periferik sinir hasarı),

kardiyovasküler semptomlar ve

GIS bozuklukları ile ilgili tabloya verilen isimdir. Özellikle kardiyovasküler semtomlar baskın olduğu zaman, çoğunlukla beriberi olarak tanımlanır

Kardiyovasküler Sistem 

Tiyamin eksikliği kalp kasını da zayıflatır ve kalp yetmezliği gelişir.

Ayrıca kanın kalbe dönüşü de normalin iki katına çıkabilir.

Bu durum, tiyamin eksikiğine bağlı oluşan periferik vazodilatasyona bağlıdır.

Bu da muhtemelen, dokularda metabolik enerji azlığına bağlı oluşan lokal vasküler dilatasyona bağlıdır.

Bu nedenle, tiyamin eksikliğinde kalp yetersizliğine bağlı olarak büyük ölçüde periferik ödem ve asit gelişir.

 Sinir Sistemi

Merkezi sinir sisteminin enerjisinin hemen hemen tamamı karbonhidratların metabolizmasına bağımlıdır

Tiyamin eksikliğinde, sinir oranında azalan glukoz tüketimi, yağ metabolizmasından türeyen keton cisimleri yüzde 50-60 kullanımı ile karşılanır

Tiyamin eksikliğinde, MSS’nin nöronal hücrelerinde kromatoliz ve şişmeye sık rastlanır

Ayrıca, tiyamin eksikiği hem periferik hem de MSS’de sinir liflerinin miyelin kılıflarında dejenerasyona yol açabilir

Periferik sinirlerdeki bu lezyonlar, sık olarak bu sinirlerin aşırı irritabilite kazanmalarına neden olur

Bu durumda, bir veya birkaç periferik sinir boyunca yayılan ağrılarla karekterize polinörit denilen hastalık tablosu ortaya çıkar

Ayrıca, medulla spinalis traktuslarında paralizi oluşturulan dejenerasyonlar görülür.

Bazen paralizi bulunmasa bile, kaslar atrofi sonucu ileri derecede güçsüz kalırlar.

Gastrointestinal Sistem:

Tiyamin eksikliğinde, sindirim bozukluğu, aşırı konstipasyon, anoreksi, mide atonisi ve hipoklorhidri gibi semptomlar ortaya çıkar.

Bu etkilerin tümü, sindirim sistemindeki düz kaslar ve bezlerin karbonhidrat metabolizmasından yeterli enerji sağlayamamalarına bağlanabilir.

 

Beriberi üç farklı klinik tablo göstermektedir:

Sinirsel (kuru) form:

Ön boynuz hücreleri, spinal ganglion ve periferik sinirlerdeki harabiyete bağlı polinöritler ve kaslarda paraliziler görülür.

Çok defa kas-kiriş refleksleri de kaybolur.

Solunum kasları da paralize olabilir.

Kardiyak (ödemli) form:

Sağ ventrikül hipertrofisinden dolayı kalp genişler.

Zayıf ve hızlı nabız, kardiyak ödemle karekteristik dolaşım yetersizliği belirtileri vardır.

Serebral beriberi:

Genel iştah kaybı, bulantı, kusma.

Gözdeki değişiklikler; nistagmus ve çok defa strabismus

Zihin faaliyetinde bozukluk.

Hastalar uykusuzluk, endişe ve melankoliden şikayet ederler.

Bellek bozukluklarına sıklıkla rastlanır.

 

Alkolik nöropati (sinir hasarı)  

Kronik alkolizmde görülen sinir değişiklikleri, hareket ve duyu bozuklukları tiyamin eksikliğine bağlanmaktadır.

Kronik alkolizmde, iştahsızlık, mide ve barsak bozuklukları bu vitaminin yeterli miktarda alınmasına engel olur.

 

ileProf. Dr. Mustafa SAYGIN

Suda Eriyen Vitaminleri Neden Günlük Almalıyız?

Suda Eriyen Vitaminleri Neden Günlük Almalıyız?

Metabolizma canlı organizmadaki vital (vitamin Latince yaşam anlamına gelen “vita” sözcüğünden kaynaklanır) fonksiyonların yürütülebilmesi için enerjinin üretiminde gerekli fiziksel ve kimyasal süreçlerle işleyen tüm madde ve enerji dönüşümlerine verilen genel bir isimdir.

Metabolizmanın kilit noktasında yer alan enzimlerin sağlıklı çalışıp fonksiyonunu yerine getirebilmesi içinse vitaminler gereklidir.

Suda eriyen vitaminler;

B1 (thiamin);

B2 (riboflavin);

B3 (niacin);

B4 (cholin);

B5 (pantothenic acid);

B6 (pyridoxine);

B7 (biotin, vitamin H olarak da adlandırılır);

B9 (folic acid);

B12 (cobalamin) ve

C vitamini (Askorbik asit)’dir.

Suda eriyen vitaminlerden B12 hariç hiçbirisi vücutta depo edilmemektedir.

Fazla alınırsa böbrek yolu ile vücut dışına atılmaktadır.

Yağda eriyenler gibi suda eriyenlerin de günlük alınması gerekmektedir. Çünkü,  suda eriyen vitaminler değer olarak çok çabuk bozulan vitamin türleridir. Isıtma esnasında, saklama esnasında, hazırlama esnasında ya da özellikle pişirme esnasında besinlerin içeriğinde yer alan bu tip çözülebilen vitaminler hemen yok olabilmektedir.

Bu nedenle bu tip vitaminleri içeren gıda ürünlerini pişirme esnasında kaynatmamak, kızartmamak ya da başka bir işleme maruz bırakmamak gereklidir.

Mümkün olduğunca işleme sokulmadan ve hızlı bir şekilde tüketilmesi gerekir.

Bu yüzden suda eriyen vitaminleri içeren besinler dikkatli hazırlanmalı ve hemen tüketilmelidir.

ileNurdan YILDIRIM

Ashwagandha; Meme ve Kolon Kanseri

Ashwagandha; Meme ve Kolon Kanseri

Ashwagandha en belgelenmiş nöroprotektif (sinir sistemini koruyucu) etkilerinin yanı sıra, heyecan verici bir son kanıt da  kanser hücrelerini durdurmak için potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.

Örneğin, son zamanlarda  ashwagandha özü insan göğüs, akciğer ve  kolon kanseri laboratuar hücre hattı büyümesini inhibe ettiğini göstermiştir. Bu inhibisyon yaygın kanser kemoterapi ilacı olan doksorubisin ile  karşılaştırılabilir düzeyde olduğu gösterilmiştir.

Aslında, araştırmacılar Etken maddesi withaferin A olan kış kirazının,  meme ve kolon kanseri hücre büyümesini inhibe edici etkisinin doksorubisinden daha etkili olduğu bildirilmiştir. (Kaynak : Jayaprakasam B, Zhang Y, Seeram NP, Nair MG. Withania SOMNIFERA gelen withanolides insan tümör hücre çizgilerinin büyüme inhibisyonu bırakır. Life Sci. Kasım 2003  )

ileNurdan YILDIRIM

Ashwagandha ve Bağışıklık fonksiyonu

Ashwagandha ve Bağışıklık fonksiyonu

Kanser tedavisinde potansiyelinin yanı sıra, araştırma Ashwagandha bağışıklık fonksiyonunu artırma yeteneğine sahip olduğunu göstermiştir.

Ashwagandha bir günlük doz verildiğinde farelerin bir patojene karşı bir artış fagositoz ve hücre içi makrofaj aktivitesi deneyimli bir çalışmada gösterilmiştir. Fareler üzerinde başka bir çalışmada, Ashwagandha’nın bilinen bir kanserojen ile ilgili olarak makrofajların tümör önleyici yeteneği iyileştirmesini göstermiştir. Bu da bağışıklık sistemini güçlendirerek ortaya çıkmaktadır.

Ashwagandha, immünsupresif ilaçlar ile tedavi edilen farelerde kullanılarak  miyelosupresyonu engelledi, ve bağışıklık sistemini uyarıcı etkinlik sağlamanın yanı sıra, hemoglobin miktarı, kırmızı kan hücre sayısı, beyaz kan hücresi sayımı, trombosit sayımı ve vücut ağırlığında önemli bir artış sağlamıştır (Kaynak: Dhuley JN, Immunopharmacol Immunotoxicol (1998), Dhuley JN, J Ethnopharmacol (1997), Ziauddin M, J Ethnopharmacol (1996) )

ileNurdan YILDIRIM

Ashwagandha ve Salgıların Üretimi

Ashwagandha ve Salgıların Üretimi

Ashwagandha tiroid, karaciğer ve pankreas işlevini de destekler. 20 gün için bir günlük dozda yürütülen çalışma sonunda farelerde tiroid hormonlarında (T3 ve T4) bir artış yaşanmıştır. Bu sa vücut için çok öenmli olan hormaon salgısının artmasını sağlaması yönünden çok değerlidir.

Aynı çalışmada, Ashwagandha da karaciğerde serbest radikal aktivitesi azalmıştır. Bir başka çalışmada, Ashwagandha ve diğer otlar (Tinospora cordifolia, Eclipta alba, Ocimum kutsal, Picrorrhiza kurroa ve shilajit) bir arada 28 gün boyunca günde bir kez uygulanan Diyabetik sıçanlarda kan şekeri düzeyleri ve pankreastaki serbest radikal aktivitesi azalmıştır.

Kan şekerinin azalması insülin üreten hücreleri korur, pankreas serbest radikal süpürücü aktivitesi çok önemli bir gelişmedir. Bu etkinlik vücut için çok önemlidir (Panda S, Kar A, J Pharm Pharmacol (1998))

ileNurdan YILDIRIM

Ashwagandha ve Alzheimer Hastalığı

 

Hindistan’da Paul Flechsig BeyinAraştırmaları Enstitüsü ve Leipzig Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada; Ashwagandha’nın beyinde asetilkolin reseptör aktivitesini artırır ve kısmen insanlarda etkilerini artırarak kendi algı ve bellek yollarını açtığını keşfetti. Ashwagandha içindeki  flavonoidler ve withanolide sınıfı etken maddelerine değinildi.

Ayrıca Ashwagandha diğer beyin sinir ve sinapsların kaybının önlenmesi yaşlanmanın beyin hasarlı nöronal devrelerin (beyin yolları) tamirinde  önemli birrol oynayabilir.

Diğer araştırmacılar da Ashwagandha insan sinirhücrelerin içinde akson ve dendritler büyümesini uyardığını keşfetmişlerdir.

Ashwagandha sadecebeyin hasarı önlemede değil aynı zamanda hasarın tamir edilemez durumlarında etken maddesi sayesinde Withanolide-A ile olan yeniden nöronal ağları inşa etmek mümkün olmadığı hallerde, nörodejeneratif hastalıkların terapötik tedavisinde önemli bir adaydır.

Ashwagandha ayrıca sakinleştirici ve ruh hali arttırıcı ve aynı zamanda Alzheimer hastalığı veya demans gibi benzer sorunlarda, uyku ve davranış iyileştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.

ileNurdan YILDIRIM

Kış Kirazına Devam !!!

Ashwagandha ve Tip 2 Diyabet

 Ashwagandha 2008 yılında yayımlanan ön, hayvan tabanlı araştırmaya göre, yüksek kan şekeri normale ve insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olabilir.

Ashwagandha ve Kanser

 2003 yılında yapılan çalışmada, insan tümör hücre hatları üzerinde testler ashwagandha akciğer, meme büyümesini yavaşlatır ve kolon kanseri hücrelerinin ortaya koymaktadır.
2007 yılında yayınlanan başka bir araştırma, insan hücreleri üzerine yapılan  çalışmada ashwagandha bitkisi normal hücrelere zarar vermeden tümör büyümesini durdurabileceğini göstermektedir.

Ashwagandhanın Kadınlar üzerindeki Kanıtlanmış Faydaları

Ashwagandha Kadınlar üzerinde sadece dört hafta içinde % 90 oranında anksiyete ve sinirlilik problemlerini azaltmıştır.

Maine İsveç Bitkisel EnstitüsüAshwagandha aynı zamanda enerji seviyesini iki katına çıkaracak testler gerçekleştirdi.

Ashwagandha bileşiklerin sinir sistemini yatıştırır ve böbreküstü bezleri üretim yaparken enerji verir.

Benzer çalışmalar Sewell, New Jersey Sağlık Enstitüsü’nde yapılmıştır. Ashwagandha’nın bir başka özelliği kadınlarda göbek yağına sebep olan, stres hormonu kortizol seviyelerini kontrol etmek için yardımcı olmasıdır.

Bu tam olarak ne anlama geliyor? Basitçe, daha az kortizol az karın yağ anlamına gelebilir. Düzenli alınan Ashwagandha her gün alınması gerekir ve faydalarını görmeye başlamadan önce genellikle iki ay kadar beklenmelidir.

 

Nurdan YILDIRIM

ileNurdan YILDIRIM

Kış Kirazı ve Bilimsel Araştırmalar

Ashwagandha Bitkisi üzerinde yapılmış Bilimsel Araştırmalar

 Ashwagandha ile ilgili Araştırmalar sınırlıdır, ancak bazı çalışmalar, aşağıdaki sağlık sorunlarına yararlı olabileceğini göstermiştir.

Ashwagandha ve Osteoartrit

 2008’de yapılan çalışmada, bilim adamları, insan kıkırdak üzerine ashwagandha etkilerini test etmiş ve bitki enflamasyon ve osteoartrit ile ilişkili kıkırdak hasarına karşı korunmasına yardımcı olabileceği belirlendi.

Ashwagandha ve Anksiyete 

 2000 yılında yayınlanan bir hayvan tabanlı araştırma,  ashwagandha lorazepam (anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan bir ilaç) benzer bir anti-anksiyete etkisi olduğu bulundu. Bu bitki aynı zamanda depresyon  etkilerini azaltır.

Anksiyete için Kanada da bir grup bilim adamının yaptığı bir araştırmada, 6 haftadan uzun süre şiddetli anksiyete yaşayan kişiler üzerinde yapılan araştırmada denekler iki gruba bölünerek bir gruba gizlice plasebo ile beraber standart psikoterapik müdahale diğerine ise ashwaganda ve naturapatik tedavi uygulanıyor.

Katılımcıların % 93 sekiz hafta ve üzeri deneyde devamlılık gösteriyor.

Nihai BAI (Beck Anxiety Inventory) neticelerine göre doğal tedavi uygulan grupda azalma % 56.5, diğer grupta ise %30.5.

Ayrıca rapor sonucuna göre gruplar arasında belirgin farklar var ve belirgin olarak zihin sağlığı, konsantrasyon, sosyal fonksiyonlar, dayanma gücü, sosyal fonksiyonlar ve genel olarak hayat kalitesinin artmasında doğal tedavi gören grup daha büyük klinik fayda gördü (Bakınız: Anksiyete ve Ashwagandha).

Teksas Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Ashwaganda özleri besin GABA gibi beyin üzerine benzer etkiye sahip olduğunu buldu. GABA’da kaygıyı azalttığı için buna iyi bir neden olabilir.

 

Nurdan YILDIRIM

ileUzm. Dr. Sevilay ERİŞ

İnternet Doktor(cu)luğu !!!

Gerek konu komşudan, gerek kadın programlarından dinleyerek, gerekse de artık günümüzde olduğu gibi, emzik misali elinde zaten sürekli bulunan cep telefonundan internete girivererek, hızlıca okunuveren birkaç yazı ile olunan doktorluk şeklinin hepsine birden topluca  ‘doktorculuk’ diyebiliriz.

Elbette ki eğitim her şekliyle iyidir. Okumak her şekliyle faydalıdır, araştırmak her yönüyle geliştirir insanı.

Lakin birkaç sütun yazı okuyup, internette birkaç web sitesi dolaştıktan sonra eğer kendini  doktorcuk zannediyorsan, bilginin deneyim ile yoğrulduktan sonraki adının artık ‘ilim’ olduğunu bilmiyorsan, komşunun bir cümlesi hekiminin sözlerinden daha kıymetli ve öncelik taşıyorsa, işte o zaman kendine dön ve bir sor bakalım: Ben ne yapıyorum, ne yapmaya çalışıyorum?

Günümüzde sanki birçok kişi yemek yerken, otobüs durağında beklerken vs. cep telefonundan internet  aracılığıyla okuduğu birkaç  sayfa yazı ile birkaç dakika veya daha iyi ihtimalle saat  içerisinde, internet üniversitesinin tıp fakültesinden mezun olmakta gibi…

Hatta birkaç dakika daha okumayı ve araştırmayı sürdürüp üzerine  youtube dan birkaç video falan da izlerse, artık kendini ihtisas da yapmış farzetmekte gibi…

Hele de birkaç yakınına, onlarca gittiği doktorun bir türlü teşhis edemediği tanıları koymaya başlayınca yandı gülüm keten helva.

Artık üst ihtisas mı tamamladığını zanneder, akademik kariyerinin zirvesine tırmandığını mı onu bilemem…Bu da ulu google a sorulabilir:)

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 

Uzm. Dr. Sevilay ERİŞ